Ana Sayfa Kültürel Ardeşenliler Derneğinden Cumhuriyet Ekonomisi Söyleşisi..

Ardeşenliler Derneğinden Cumhuriyet Ekonomisi Söyleşisi..

Ardeşen Kültür Derneği Cumhuriyetin 93 yılı nedeni ile Prof.Dr.Yakup Kepenek'in katılımıyla Cumhuriyet Ekonomisi konulu söyleşi düzenledi.

Giriş Tarihi: 14 Aralık 2016 Çarşamba 01:29
Ardeşenliler Derneğinden Cumhuriyet Ekonomisi Söyleşisi..

Anlamlı bir sohbetin dışında katılımcıların hocamıza sorduğu sorularla 3 saat süren sohbetimiz ile her katılımcının Türkiye Ekonomisine bakış açılarına önemli pencere açtıkları kesindir. Sohbetimize bilgeliği ile katılan hocamıza ve dinleyicilere katılımları, katkıları nedeni ile teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Sohbetimiz yönetimini derneğimiz sayman üyesi Nurettin Kanoğlu yaptı ve açılış konuşmasını yapmak üzere dernek Başkanı Ahmet Üstoğlu’nu mikrofona davet etti. 

AHMET ÜSTOĞLU:  Bir piyanodan her birimiz farklı sesler çıkarsak ta hepimiz biriz çünkü biz cumhuriyetiz. Farklılıkları olduğu gibi kabul ediyoruz ama düşüncelerimizi kimseyi kırmadan anlatıyoruz. Kimseyi değiştirme beklentimiz yok, her görüşü sunarak farklı pencerelerden bakmaya çalışıyoruz. Hocamız değerli zamanını ayırıp bize zaman ayırdı, teşekkür ediyor ve bize ışık saçmaya devam edeceğini biliyoruz. Dedi.

Hocamız konuşmasında özet olarak;

YAKUP KEPENEK: Ev sahibi olmak güzelde Ardeşen evi sahibi olmak daha da güzel. Hepinizin cumhuriyet bayramını kutlarım. Burada olmaktan gerçekten mutluyum. Yönetim kuruluna teşekkür ederim.

İnsanoğlunun gelişmesinde her zaman temel kural daha çok üreten öne geçer, insanın gelişmesinde ve özgürleşmesinde üretim belirleyicidir. Ürettikçe özgürleşirsiniz. Köleci toplumdan kurtuluş üretimle olmuştur. 

Cumhuriyetin temelinde bu var. Osmanlıların sön döneminde üretim yok, yoksulluk var. Yorumcular Osmanlı sanayileşemediği için battı der. Bu ne demek? Daha çok üretmek

Cumhuriyet ile sanayileşmede özgürleşme, ekonomik bağımsızlığı görmek zorunluydu. Bu cumhuriyeti kuranlar için temel hedefti. Bu olmasaydı ne ulusal bağımsızlık olur ne çağdaşlaşma ne sanayileşme olurdu.

Lozan anlaşması yapılmadan önce mart ayında buna onay veriliyor ve yerli sanayileşme öne çıkarılarak yerli üretimi önemseniyor. 

Cumhuriyet, sanayicileri destekliyor. Ancak 10 yıl sonra yabancı sermaye dudak kıvırıyor ve cumhuriyeti kuranlar önemli bir iş yapıyorlar. Türkiye çıkış yolu buluyor ne yapacaklarına kendileri karar vererek yerli üretimin Türkiye’nin bölgelerine eşit derecede dağılımını sağlayıp en azından kendine yetecek miktarda üretmeyi hedefliyorlar.

Cumhuriyet döneminin başlarında merkez bankasından para alınmıyor, bütçenin denk olmasına özen gösteriliyor, borçlanmaya gidilmiyor. Tarıma destek olunuyor. Bunun en güzel örneği Atatürk orman çiftliği idi. 

Mustafa Kemal, bir meclis konuşmasında “3. Üniversiteyi Van da istiyorum, bu sıradan üniversite değil anaokulundan başlayan tam bir kültür merkezi olmalıdır” der. Bu olağanüstü ileri görüşlülüktü. O yıllarda bu üniversite kurulabilseydi Türkiye bu gün bu durumda olmazdı.

1935 de meclis yasama döneminde toprak reformunu yapmak ister ancak mecliste çok toprak ağası var ve meclisten geçiremez. Gücü yetmez. Mustafa Kemal’in Meclisi, hiçbir zaman sadece onaylayan, baş eğen, evet efendimci bir meclis olmadı. 

Televizyonlarda astı kesti gibi birçok yalanlar söyleniyor Cumhuriyet dönemi ile ilgili. Bu yalanlara karşı uyanık olalım.

Bir çivi çakılmadı deniliyor. Bu memlekette kefen bezi üretemez durumdaydık. Hiç olmazsa dokuma alanında yapılana, kâğıt alanında yapılana saygı duyunuz. Kâğıt kültürün hamurudur.

Cumhuriyet hükümeti kural olarak tüm sermaye kesimine eşit mesafede duruyor. Sermayeye eşit davranmak kapitalizmin temelidir. Bizim sermayemiz maalesef şimdi yönetenlere yakın olmaya ve iş yapmaya çalışıyor. Bu yapı itibari ile olmaması gereken bir durum.

Taha Akyol, neden Mustafa Kemal 5 general içinde öne çıktı da diğerleri çıkmadı diye sorar. Bu 5 General Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Rauf Bey, Ali Fuat Cebesoy ve İsmet İnönü. Peki, neden Mustafa Kemal öne çıktı. Buradaki düğüm şu, generallerin hepsi Mustafa Kemalin Şişli’deki evine gelirler ve Mondros tan sonra bu ülkeyi kurtaracak olan sensin başımıza geç diyorlar.

Sonra ne oluyor da araları bozuluyor. M. Kemali devrimci, muhalifler ise tutucuydu. Halifeliğin kalmasını istiyorlar onsuz yapamayız diyorlar. 

Dedi ve soru cevap bölümüne geçildi.

Nazmı Kal: Lozan başarılı mıdır, başarılı değil midir? Ben Celal Bayar la konuyu konuştum bana “Lozan’da daha fazla ısrar edemezdik, etseydik zaferimizin tehlikeye girmesi durumu vardı evladım bunu böyle yaz ben sonra unuturum” dedi. Celal Bayar da başarı olduğunu savunuyor. Biz İngiliz’i İstanbul’dan kurşun atarak göndermedik bu Lozan’ın en büyük başarısıdır.

Cumhuriyet için diktiği ağaçlarımı var diye soruyor. 3.174 km sadece demir yolu yapılmış kısa sürede 1923-1938 arasında bu bile dikili ağaçlarımı var sorusuna cevaptır. 

Yakup Kepenek: Eğitimin içinde bulunduğu durum, tam anlamıyla ürkütücüdür. Korkutucudur bunları kötülemek için söylemiyorum. Anaokulundan başlayarak çocuklarımızın beyninin kuşatılması ve belli bir yönde düşünülmesinin sağlanması hiç sağlıklı değildir. Eğitimin ve ekonominin ileriye gitmemesini sadece dış kaynaklara bağlamak doğru değildir. Önce kendimize bakacağız Cumhuriyeti kuranların yaptığı gibi önce kendimize gelelim.

Bu gün ülkemizde üretimin %1 ini araştırma ve geliştirmeye, bilimsel üretime ayırırken İsrail de bu oran %4 tür. Bugün hava alanları yollar vs. yapılıyor bunu hiçbir zaman reddetmemek gerekir ebetteki güzel şeyler bunlar. Bunu yaparken çocukların beynini bağlamamak gerekir özgür bırakmak gerekir. 

Üzülerek söyleyeyim ki son yıllarda üniversite öğrencilerimizin büyük bir bölümü yurt dışına gitmeye çalışıyor. Çünkü Türkiye de akademisyenler hiçbir gerekçe gösterilmeden atılıyorlar. Bu benim başıma da geldi 1402 lik oldum ve atıldım. Kütüphane ye gitmem bile yasaklandı.

Deyip konuşmasını sonlandırarak soru, cevap a geldi bölümüne geçildi.

Kemal Akçan: cumhuriyet döneminde anlı şanlı oluşumları okuduk ve benimsedik. Takdir ettik. Cumhuriyet dönemi ekonomisi konusunda kitap yazanlar yeterince anlatamadılar mı da bu günlerde o günlerde çivi çakılmadı denebiliyor.

Yakup Kepenek: Harika bir soru. Cumhuriyetçilerin ana hedefi sanayileşme ve onun sürüklediği bir ekonomi. 1944-1945 de Türkiye ekonomisinde büyük bir aks değiştirme yaşandı büyük kayma var. 

2. Dünya savaşından sonra kapitalist ülkeler, Amerika “siz sanayileşmeyi bırakın ağır sanayi yapamazsınız. Gücünüz yok. Siz tarım ülkesisiniz tarımda uzmanlaşın” dedi. 

Türkiye ye maalesef 1961 yıllarında Süleyman Demirel’in küçük çabaları ile İskenderun demir, TÜPRAŞ gibi bazı kuruluşların dışında sanayi kurdurmadılar. 

Adnan menderes hem Washington’da hem de Berlin’de resmen kovuldu. Türkiye’ye geldiğinde “Bu kadar dostluk gösteriyoruz, bu dostlarımızın Aydında ürettiğimiz pamuğu işlememize engel olmalarına bir türlü anlam veremiyorum” der. 

Türkiye Açıktan para basarak açılma yolunu seçti. Köylünün cebine para girdi dolmuşa bindi tamam ama borca battı, borçlanarak enflasyonu ve ekonomi gelişmesini engelleyen yol oldu.

Türkiye 1945 den sonra uygulanan politikalarla sanayileşmeyi rayından çıkardı.

Amerika da kurucularından biri Amerika da 2 önemli şeyden kaçamazsınız biri ölümden diğeri vergiden kaçamazsınız der. Cumhuriyet bu felsefe ile kuruldu belli bir düzenli vergi sistemi vardır. Borçlanmayacak ve para basmayacaksınız dolayısı ile ne yapacaksınız üreteceksiniz ve verginizi vereceksiniz buydu ana hedef. Bu felsefe Amerika’nın istemiyle köklü bir değişikliğe gidilerek değiştirildi. 

Karadeniz oto yolu bana göre çevreyi kirleten, denizi mahfeden denizle bağımızı koparır şekilde yapıldı bunu eleştiririz destekleriz bu başka şey ancak Amerika 1945 de 3 tarafı denizle çevrili ülkemizde siz deniz yolunu bırakın, demir yolunu bırakın dedi. 

Siz kara yoluna önem verin. Çünkü komşunuz Rusya ya karşı siz bekçisiniz karayolu ile kendinizi daha rahat savunursunuz. Amerika, otomobil üretiyor traktör üretiyor kullanacaksınız. Deniz yolu, Demir yolundan vazgeçeceksiniz sadece karayoluna yöneleceksiniz.  Demiryolu komünist işidir dediler. Şimdilerde hızlı tren vs deniliyor. Dengeli yola giriliyor ama biz Karadenizliyiz hala deniz yoluna hiç önem verilmiyor.

O zaman devletinde bir kuruşu bile düşünülüyor Osmanlı dönemindeki har vurup savurmak döneminden uzak durmak gerekiyordu. Türkiye Osmanlı döneminden kalan borçlarını kuruşuna kadar ödeyen tek ülkedir. Almanya geçmiş borçlarını ödemedi.

Bağımsız kalma özgür düşünmedir. 

Lozan da Fransız delegasyonu Kürtler olmadan olmaz imzalanmaz Kürt delegasyonu olacak diyor. İnönü de olsun diyor ve Fransız delegasyonu başbakanını Kürtlerin kaldığı otele delege istemek için yollanıyor uzun zaman sonra geri geldiğinde Kürtler kendi aralarında görüş birliği sağlayamadıklarından buraya delege göndermiyorlar diyor. Şimdi aynı durum devam ediyor.

M. kemal ölümünden bir yıl önce hasta haliyle 1937 de Diyarbakır’ı ziyaret ediyor. Orada söyleyip kaldığı evin duvarına yazılan bir sözü var. “Diyarbakırlı yurttaşım kendisini en az Trabzon’daki, İstanbul’daki, İzmir’deki vatandaşım kadar kendini bu memleketin evladı hissetmezse bu memlekete huzur gelmez.” Dedi daha ne desin.

Cengiz Tekin: emperyalist ülkeler siz sanayileşmeyin tarım ülkesi olun dediler. Sanayileşemedik peki tarım ülkesi olabildik mi, buğdayı dahi dışarıdan alma durumuna geldik. 

Yakup Kepenek: Olamadık, bir ara yapıyoruz dedik ama yapamadık tarımda başarılı olan ülkeler sanayileşmiş ülkelerdir. Sen bana onu dedirtmeye çalıştın galiba!

Muzaffer Alptekin: Faizle ilgili son yıllarda merkez bankası ile başbakan ve cumhurbaşkanı sürekli karşı karşıya kalıyorlar. Kavga var faizi indireceksin deniliyor, indiriyor veya direniyor. Bunu politika gereğimi yapıyorlar yoksa geçekten sıyası inançlardan mı? Böyleyse çok tehlikeli durum değimli?

Yakup Kepenek: Cumhurbaşkanımız faize karşıyım diyordu şimdi düşmanım diyor. 

Faiz bütün kutsal kitaplarda yasaktır. Yahudilerde de yasaktır, Tevrat tada.

Yahudiler arasında para alış verişinde yasaktır, ancak yabancılara borç verdiklerinde faiz alma hakları vardır. Kimi dinsel teorisi üzerinde çalışanlar Yahudilerin çok zengin olmasını buna bağlarlar. Krallar savaşırken Yahudilerden borç para alırlar ve çok faiz öderler böylece Yahudiler çok zengin olurlar derler. 

Almanya da Luther Fransa da kavlin faizin sermayenin hakkı olduğunu yanı sermaye verdiği borç karşısında faiz alma hakkı olduğunu ve İncilin faizi yasaklamadığını söylerler. Bu kapitalizmin dönüşümünde gelişmesinin ana unsur olur. Faiz sermayenin fiyatı olarak vazgeçilmezidir.

Bizimkiler,  topu taca atmak için kenarından dolaşmak için Araplardan da örnek alarak katılım bankacılığı ile İslam bankacılığı diye bir durum geliştirdiler. Faizden tümden vazgeçebilmiş de değiller. Faize düşmanım diyerek Faizden kaçamazsının faiz var. Hani demişler ya Galileo ya baskı yaparak ne olur dünya güneşin etrafında dönmüyor de peki demiş dönmüyor ama dönüyor ne yapayım! Demiş, faizden kaçamazsınız. Kapitalist sistemde az olacak çok olacak ama olacak tümüyle çıkmaya kalkarsanız olmaz. Faize karşı olmanın hiçbir mantığı da yoktur. 

Muzaffer Alptekin: Ben almak istediğim cevabı alamadım,  faizin indirilmesinde niye ısrarcı olunuyor yanı merkez bankası bu işi iyi yönlendiremiyor mu nedir buradaki çelişki?

Yakup Kepenek: Faiz sermayenin fiyatımıdır burada önemli nokta şudur. Aldığınız para ile yatırım yaptınız 100 lira aldınız yatırımla bunu bir yıl sonra 105 lira yaptınız.  Eğer faiz %5 olursa 100 lira aldınız 105 lira yatıracaksınız o zaman bir karınız olmaz ve borç almazsınız ama %2 olursa yılda siz 3 lira kazanacaksınız ve borç alırsınız. Cumhurbaşkanı faizin az olmasını şunun için istiyor. Faiz düşük olsun sermayedar kredi alıp daha çok yatırım yapsın ama o zaman para nereden bulacaksınız. Kamu bankalarından vs. olayın bir başka boyutu ise faiz yükseldikçe tasarruf artar ve halk bankaya para yatırmaya yönelir sermayedar bu parayı kullanarak yatırım yapar. Bir de bu tarafı var faizin. Faiz yüksekse tasarruf vardır.

Bir başka yanı daha var devletin borçlanırken ödediği fiyattır. Türkiye dışarıdan borçlanırken yüksek faizle borçlanıyor. %8,5 faiz ödüyor Türkiye Faiz düşerse devletin borcu azalır bu iyi ancak kimse devlete para vermez. Faiz düşerse dışarıdan para gelmez. İhmal edilen Suudi, Arap sermayesini bir tarafa koyalım onlar imanla başka yolla gelirleri var vs. ama asıl olan kapitalist sistemden para akışını sağlamak istiyorsan faizi yüksek tutmak zorundasınız. Burada önemli olan dengeli olabilmektir. 

Biz faizi düşürdüğümüzde sermaye başka ülkelere kaçacaktır. Amerikan doları burada azalacağı için fiyatlarda oynamaya neden olacaktır. Bu günlerde doların aşırı yükselmesi faiz politikamızdır. 

Bu günlerde Amerika faizleri artıracağını söylüyor bu olursa bizim için felaket olur ve doların dışarı çıkışı hızlanır. Yabancı parayı çekmek için faizi yükseltmek durumundasınız, bu iki tarafı kesen bıçak gibidir. Fazla oynayamazsınız. Burada serbest piyasayı tanımama, bilmeme durumu söz konusudur. Burada işin dini tarafı, inanç tarafı olabilir onları karıştırmayalım. Bu günkü dünya koşullarında küresel ekonomide faiz düşmanlığı bir politika ile gidilemez. Gitmemesi gerekiyor.

Maksut Bıyık: Bir önceki merkez bankası başkanı elektrik elektronik mühendisi idi şimdiki ise iktisatçıdır. Siz bir mühendisin merkez başkanı olmasını nasıl karşılıyorsunuz.

Ben ODTÜ de çalıştım ve bu okul teknik okuldur biz sosyal bilimciler olarak oraya takılan kişileriz onlara göre hikâye gibiyiz ancak böyle gitmiyor işler. 

Mühendis olan merkez başkanı çok büyük ihtimalle temel ekonomi dersi almış ve yine çok büyük ihtimalle işletmeden yüksek lisans veya doktora yapmıştır. Bir şekilde bizim tezgâhtan geçmiştir.

Üniversitede rektörleri artık cumhurbaşkanı seçecek çök ilkel bir durum. Merkez bankası başkanı kim olursa olsun merkez bankasında 110 dolayında teknik elamanla çalışmaktadır. Kararları verirken bu ekiple birlikte genel durumu değerlendirirler. Başkan tek başına bir hiçtir, etrafı bir orduyla kuşatılmıştır. Amerika dada merkez bankasına bakılır ona göre hareket edilir bunu bilmek gerekir.

Nuran Kepenek: Cumhuriyetin çok önemli bir kazanımı da köy enstitüleridir. 21 köy koy enstitüsü ile Edirne den vana Türkiye’nin her yerine serpiştirilmiştir bugün bir şeyler yaşıyorsak köy enstitülerinin katkısı çok büyüktür. Köy enstitülerini burada anmak isterim.

İbrahim Mollamehmetoğlu: Faizin düşürülebilmesi için girdi maliyetlerini düşüremiyoruz. Girdi maliyetlerinde en önemli unsur enerjidir. Diş ülkeler bunu 20 yıl önce nükleer enerji ile çözdüler enerji kaynaklarının %60-70 ini çözdüler nükleer enerji ile Türkiye de bir fikir birliği yok kısır döngü içinde dönüyoruz. Enerji konusundaki tartışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz.

Yakup kepenek: 2. Dünya savaşı biterken Japonya’ya atom bombası atıldı ve daha sonra nükleer enerji dönemine girildi. Santraller çok daha sonra kuruldu. 

Türkiye o yıllarda atom enerjisi kurumunu kurdu ancak devamını getiremedi. Cumhuriyetle birlikte fabrikalar kurduğunda fabrikayı işletecek eleman yetiştirmeye başladı. Nükleer ile ilgili adam yetiştirilemedi. Daha sonra,  güvenlik sorunları başladı ve nükleer enerji önemini kaybetti. Yerini doğalgaz aldı. Geç kalındı mı, bir şey söylemeyeyim.

Nükleer enerjinin atık sorunu var ve hiçbir ülke bunun önüne geçemedi. Ben tarafım ama bunu çok iyi düşünmek gerekir. Bu halledilmeden buna geçmek doğrumu, tüm dünyada nükleer enerjiden uzaklaşırken Türkiye’nin nükleer enerji santralı kurması doğrumu bunu tartışmak gerekir.

Türkiye de çok önemli iki kaynak var güneş ve rüzgâr enerjisi bunlar değerlendirilemedi. Toplumsal bilinçlendirmede kopukluğu gösteriyor bu tartışmalar.

Ekonomi gelişmesinde Yel değirmeni feodal dönemin üretim aracıdır. Kapitalist dönemde makineleşmeye gidildi motor yapıldı, sonra uçak motoru yapıldı, elektrik bulundu. Şimdi 1980 yıllardan itibaren büyük bir aşama ile bilgisayar dönemi başladı. 

Türkiye İletişim aşamasında da ileriye gidemedi. 4 G, 5G tartışması boşuna. Özelleştirmeden başlayarak büyük yanlışlar yaptık. Telekom’u sattık aynı yıllarda dünya iletişim teknolojisine geçiyordu. 

Bu ülkenin yaptığı en iyi şeylerden biri THY ni özelleştirmemesidir. Telekom da, enerjinin bazı alanlarında, kimya işinde bunu yapabilirdi yapmadı. 

30 lu yılarda Türkiye elektrik işleri etüt idaresi kuruldu. Aynı yıllarda İtalya da aynı kurum kuruldu, şimdi 70-80 bin mühendis çalıştırıyor. Her ülkeye enerji satıyor.  Hazar denizi kıyısındaki Petrolu, doğalgazı çıkarıp işliyor ve bize satıyor. 

Biz ne yaptık 50 yılı yok Türk Petrolleri Anonim Şirketini kapattık ve geldiğimiz yer burası dır maalesef.

Sohbet bitmiş günün anlamını için oturum başkanı Nurettin Kanoğlu, hocamıza teşekkür plaket’ini sunmak üzere dernek başkanı Ahmet Üstoğluna verdi. Üstoğlu da dinleyiciler arasında bulun Zeki alçının taktım etmesini istedi.

Zeki Alçın, dernek yönetimini de kutlayarak,  Ardeşen’liler olarak yeterince faydalanmadığımız hocamıza teşekkür ediyoruz diyerek plaketini Prof. Dr. Yakup Kepenek hocamıza sundu. 

Oturumun başında kısaca Prof. Dr. Yakup Kepenek’in özgeçmişini oturum başkanı Nurettin Kanoğlu tarafından okundu ancak bir öğrencisinden hocamızla ilgili anılarını anlatmasını istedi.

Atılım Üniversitesinde bölüm başkanı olan öğrencisi endüstri mühendisi Doç. Dr. Erman Erkan Hocası hakkında şunları söyledi.

Doç. Dr. Erman Erkan: Hocamı önce kitaplarıyla tanıdım. Hazırcevaplığı ve nüktedanlığını paylaşacağım. 1994 yılında yüksek lisans yapacağım. Dersini almak istediğimi söylediğimde bana emin misin diye sordu. Emin olduğumu söyledim soruyu tekrarladı ben her şeyi planladığımı söyledim. “Planlamak ufka bakarken ayığının altındaki taşa takılmamak demektir.” dedi. Anlayamadım dedim. Önce derlerini geç sonra sıra teze gelir dedi. Sonradan öğrendim ki ekonomi dersinden ders alanların büyük bölümü başarılı olamıyorlardı. 

Emin misin sorusunu sonradan çok duydum kendisinden.

Bu defa derslerimi verdim ve kendisini tekrar ziyaret ettim artık emin misin sorusunu sormaz dedim ve her konuda hazırlandığımı söyledim. Tezi hazırladım dedim, ver bakayım dedi ve tüm çalışmamım altını kırmızıçizgi ile çizmiş, demek ki olmamış dedim. Emin misin diye tekrar sordu hocam geçen seferde sormuştunuz dedim bu soruyu. Gülerek Neyse sonra anlarsın dedi. Neyse ben tez çalışmasına devam ettim, konum insan sermayesi idi bu konu Türkiye de bir ilkti ve bitirdim. Amerika’dan burs aldım kütüphanede elimde iktisat kitaplar var ve hocamla karşılaşırım. Ne o tekrar başa mı sarıyorsun diye sorar, yok ben bu işi öğrendim artık bunlardaki yanlışları çıkaracağım dedim ve tekrar aynı soruyu sordu öğrendiğine emin misin? Yıllar sonra öğrendim bu sorunun karşılığını “ben oldum dememeyi öğrenmiş oldum” sayesinde. 

Elimizde kesin bilgi yok ama devlet bürokrasisinde işe girmek istediğimde hocan kim diye sorduklarında Yakup Kepenek dedim ve başarısız oldum. Hocam zaten söylemişti istersen ben imza atmayayım tezine diye uyarmıştı. Mülakatı geçemediğimi duyduğunda ben sana söylemiştim dedi ve ben ondan aldıklarımla bunlar şerefli mağlubiyetler dedim.

1999 yılında nikâhım var ve kendisine nikâh şahidim olur musun diye sordum. Bana yine emin misin diye sordu. 

2001 Mayısı, İstanbul a ziyarete gidiyorum baktım yan koltukta hocam. Şansa bakın dedim. Sen bir şey programlamışsın uzun zamandır gözükmüyorsun yüzünde gülüyor dedi. Hocam boşandım dedim. Emin misin diye sormuştum, şahit’in de bendim öyle olacağı belliydi. Dedi.

Hocamdan aldığım en büyük ders muktedir demokrat olmak dersidir. Bireysel demokratlık düşünce din vs den bağımsız düşünmeyi, demokratik olmayı öğrendim kendisinden. 

Bu sayede üniversitede enlerin öğretim görevlisi oldum. Öğrenciler en sevilen öğretim üyelerini seçerler ben bunu başardım ve bu nasıl oldu sorusuna 3 kelime söyledim bana yapılmayanları yaptım. Adam şaka yapıyor diye güldüler. Daha sonra yüksek lisans vs. yaptım ve başarılı olarak ödüller aldım yine aynı şeyler konuşuluyordu ve ben bu defa Bana yapılanları yaptım dedim. İzleyenler yine anlam veremeden alkışladılar ve ben hocam Yakup kepenekti dedim. Bu defa alkış sesleri çok daha yükseldi…

İyi ki varsınız sevgili Yakup hocamız. Uzun yılar etrafınıza ışık saçmaya devam etmeniz dileklerimizle.

ARDEŞEN KÜLTÜR DERNEĞİ

YÖNETİM KURULU

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirsiniz Rize Sivil Toplum Gönüllüleri'nden Fındıklı Yardımseverler Derneğine Plaket

Rize Sivil Toplum Gönüllüleri'nden Fındıklı Yardımseverler Derneğine Plaket

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık