Ana Sayfa Kültürel Atatürk'ün Muhafızı Pazar'lı Nazım Canca'yı bilirmisimiz ?

Atatürk'ün Muhafızı Pazar'lı Nazım Canca'yı bilirmisimiz ?

Bir dönem Atatürk'ün muhafızlığını yapmış olan Nazım Canca' "Hayatım ve Hatıralarımdaki Atatürk" kitabı yayınlandı.Nazım Canca , eski Emniyet Müdürü Natık Canca'nın da babasıydı.

Giriş Tarihi: 12 Temmuz 2016 Salı 09:09
Atatürk'ün Muhafızı Pazar'lı Nazım Canca'yı bilirmisimiz ?

Bugünün Türkiye’sine bakınca (liderlere bak!) ilkesizliğin neden yükselen değer olduğunu, insanların neden kültürel açıdan yavanlığa meylettiğini; neden karşılıklı ilişkilerde yüzeyselliğe, sıradanlığa, geçiciliğe ve çıkarcılığa yöneldiğini ve insan denen öznenin, yani tarih yapıcının, neden yozlaşmaya doğru ilerlediğini anlayabiliriz...

ATATÜRK’E DAİR ANILAR...

Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in Atatürk’le ilk karşılaşmasını, ilişkilerinin inişli çıkışlı tarihini anlatan çok sayıda anı ve çalışma var. Prof. Şerafettin Turan hoca, etraflı bir araştırmanın sonucunda 2006 yılında “Dr. Reşit Galip’in Atatürk’e Yakınmaları” adlı bir makale kaleme almıştı.

Dr. Reşit Galip’in hayatına dair önemli bir kitabı da Yener Oruç yayınlanmıştı.

Konumuz aslında Reşit Galip değil, Atatürk...

Daha doğrusu Atatürk’ün liderliği ve dava arkadaşlarına, birlikte çalıştığı insanlara yönelik tavrıdır. Atatürk’ün insan ilişkilerine dair birçok makale, anı ve kitap da yayımlanmıştır ki bunlardan biri de O’nun özel kalem müdürü Hasan Rıza Soyak’ın hatıralarıdır.

 

Geçen aylarda bir dönem Atatürk’ün muhafızlığını da yapmış Nazım Canca’nın anıları,Hayatım ve Hatıralarımdaki Atatürk adıyla yayımlandı.

Ele avuca sığmayan, Gürcistan, Rusya, Fransa, İngiltere gibi bir dizi önemli ülke ve başkentlere uğrayan, bu arada Rusça, İngilizce ve Fransızca da öğrenen bir gencin hatıraları...

Kitapta Nazım Canca’nın, doğrudan Atatürk’le ilgili olmayan anıları da yer alıyor.

Öğrendiğimize göre Canca adını da ona Atatürk vermiş. Canca anılarında, 1910-40’lı yılları anlatırken bizzat kendi yaşadıklarını esas almış, ancak buna rağmen okur, bir dizi konuda (siyasi, toplumsal ve kültürel içerikli) yararlı bilgiler de ediniyor.

DÖNEMLERİN RUHU...

Kitapta, Atatürk’e dair anıların toplandığı ikinci bölüm çok daha önemlidir, ama okur birinci bölümü okurken de ülkemize ilişkin birçok gelişmeye de tanık oluyor...

O dönemde Türkiye’nin içinde bulunduğu yoksulluk ve toplumsal sefalet... 

Ama sonra umut ve yükseliş...

Her tarihsel dönemin kendine has bir ruhu vardır derler...

Bu görüş genel anlamda siyasi açıdan doğrudur. Ancak bir başka açıdan da doğrulanmaktadır: Her tarihsel dönemin ruhu, kendisine uygun liderler ortaya çıkarır...

Bugün birçok insan, dünya siyaset sahnesinde gördüğümüz birçok liderin, neden bu kadar gösterişe meraklı, yüzeysel ve nobran olduklarına şaşırıp kalmaktadır.

Kuşkusuz bu bizim ülkemiz için de geçerlidir.

Liderler sadece ülkelerinin siyasi hayatına değil, aynı zamanda içinde yaşadıkları toplumların biçimlenmesine (sadece aldıkları siyasi-toplumsal-kültürel kararlarıyla değil) olumlu veya olumsuz anlamda yön de verirler.

Tabii ki Atatürk’ü lider yapan koşullar bugün yoktur, fakat bugünün liderlerinin de kendi ülke ve toplumlarının biçimlenmesinde rol modelliği yaptıkları tartışılmaz.

TARİHTE BİREYİN ROLÜ NEDİR?

Ünlü Rus düşünürü Plehanov’un Tarihte Bireyin Rolü adlı kitabı kendi alanında neredeyse tek kaynaktır.

Bu eserde Plehanov, hipostas (Hypostase= tarihsel süreçleri bağlantılarından kopuk, tekil insanların veya olayların etkisini abartarak yorumlamak) teorisinden hareketle bireyin tarihteki rolünü tartışır. Bu teorinin kökeni, felsefenin tarihi kadar eskidir.

Ancak bizi, bireyin, tarihi ne kadar belirlediği ilgilendiriyor. Plehanov’a göre tarihsel gelişmeler bireysel iradelerin eseri değil, fakat siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmelerin kaçınılmaz bir sonucudur. Yani tarihsel momentler, tek tek bireylerin iradesinden bağımsız ve derinden gelen bir gelişmenin ürünü olarak ortaya çıkarlar. Tarihsel şahsiyetler, ırmağın yönünü değiştiremezler ama ırmağın suyunu kullanarak bir bölgeyi bayındır hale getirebilirler.

Yeniden Atatürk ve liderlik sorununa dönersek... Liderler tarihin yönünü değiştiremezler ama aldıkları kararlarla ve edindikleri konumlarla, tarihin akışını insanlık yararına veya aleyhine kullanabilirler.

1930’lu yılların Almanya’sı neredeyse zorunlu olarak Hitler’i doğurmuştu. Onun yükselmesi için her şey hazırdı, ama işte o anda bireyin rolü devreye girmekte ve lider sahneyi kendisi için kullanmaktadır. Hitler ortaya çıkmasaydı ona benzeyen bir başkası çıkacaktı ki o dönemin Almanya’sında birçok “Hitler” birbiriyle yarışmaktaydı.

Bu tez, peygamberler için de geçerlidir. Bahriye Üçok, İslam’dan Dönenler ve Yalancı Peygamberler adlı kitabında Hz. Muhammed’le yarışan birçok peygamberin varlığından bahseder. Tarih, hepsinin elenmesine ve Hz. Muhammed’inse yükselerek peygamberliğini ilan etmesine tanıklık etmiştir...

Atatürk de 1920’li yılların bir ürünüydü...

Bir bakıma O, tarihsel dalganın uç noktalarında sörf yaparak, 1930’ların Türkiye’sini yaratmıştır.

Atatürk’ün ortaya çıkması neredeyse bir zorunluluktu. Ancak Türkiye’nin alacağı siyasi ve toplumsal vaziyeti, O’nun programı ve şahsiyeti önemli derecede belirlemiştir.

ATATÜRK’ÜN HASSASİYETİ VE ANKARA ROMANI

Nazım Canca’ya dönersek...

Canca anılarında, Atatürk’ün kütüphanesinden, çalışma tarzından, siyasi ve insani konuları ele alış yönteminden, insan ilişkilerine ve olaylara bakışına dair güzel örnekler sunmakta ve okura Atatürk hakkında hususi bilgiler vermektedir.

Kitapta “Aile, Evlilik ve Çocuklar” ara başlığıyla sunulan bazı bilgiler var ki bunları okuduğumda bir anda kafamda şimşekler çaktı.

Kadri Karaosmanoğlu’nun harika bir ütopik romanı var: Ankara...

Romanın başkahramanı Selma Hanım, birbirini takip eden üç evlilik yapar. Aslında Selma Hanımın şahsında Anadolu halkı anlatılır; evlilikler de Anadolu’nun kabul ettiği siyasi programlardır. Ama her yazar, romanındaki kurgunun ana uğraklarını oluştururken bazı tarihsel gerçekliklerden hareket eder, zorunlu değil ama genellikle böyledir.

Şimdi söz konusu ara başlığa dönersek, bu bölümde Atatürk, devrimden sonraki yozlaşma belirtilerine üzülür ve bunları her fırsatta dile getirir.

Karaosmanoğlu’nun da aynı hassasiyeti gösterdiğini şimdi anlıyoruz...

Ankara romanındaki Selma da ikinci kocasını, Binbaşı Hakkı Beyi, devrimden sonraki hayat tarzı nedeniyle terk eder. Hakkı Bey, devrimden sonra maddi açıdan palazlanmakla kalmaz, zamanla yozlaşır ve hayat tarzını değiştirerek züppeleşir, ki Selma da mecburen onu terk eder ve geleceğin toplumsal özleminin timsali Neşet Sabit Beye yönelir...

İşin ütopik kısmı da budur, ama bu kısım bir başka yazının konusudur...

SİMYACI VE LİDER FARKI

Peki buradan nereye varmak istiyoruz?

Her lider kendi dönemini ve toplumunu olumlu veya olumsuz bir şekilde etkiler, şekillendirir. Tabii ki gücü yettiği kadar...  

Sonuçta liderler bakırı altın yapabilen simyacılar değillerdir. Onlar sadece bakırı döverek ondan kap kacak üretirler.

Bugünün Türkiye’sine bakınca (liderlere bak!) ilkesizliğin neden yükselen değer olduğunu, insanların neden kültürel açıdan yavanlığa meylettiğini; neden karşılıklı ilişkilerde yüzeyselliğe, sıradanlığa, geçiciliğe ve çıkarcılığa yöneldiğini ve insan denen öznenin, yani tarih yapıcının, neden yozlaşarak çürümeye doğru ilerlediğini anlayabiliriz...

Siyaset ve kültür kuramının “hegemonya” diye sihirli bir kavramı var. Artık birini kulağından tutup götürmüyorsunuz, onu etkiniz altına alarak yönlendiriyor ve sonra da istediğiniz istikamete sevk ediyorsunuz.

Liderler, siyasi ve kültürel ağırlıklarıyla, yarattıkları toplumsal ağlarla, oluşturdukları hegemonyalarıyla toplumun tamamı üzerinde biçimlendirici etkide bulunurlar. Hiç kimse bundan kaçınamaz, biz de dahil... Herkes kendi konum ve çapı oranında günümüzün liderlerinden (onları rol modeli alarak) etkilenmektedir, en “büyük lider” en çok etkileyen olur...

Kuşkusuz bunun, 21. yüzyıl kapitalizminin edindiği niteliklerle doğrudan ilişkisi vardır. Yani üretimi değil, tüketimi esas olan; emek vermeden her şeye sahip olma anlayışını hakim kılan kapitalizm...

İşte Nazım Canca’nın hatıraları bizi yeniden bütün bunları bir kez daha düşünmeye sevk etti.

Canca’nın kitabını, OpusKitap yayımlamış. Kitabı yayıma hazırlayan editör (Damla Asena Daloğlu) de titizliğiyle, kültür hazinemize önemli bir hizmette bulunmuş...

Sadık Usta

Odatv.com

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirsiniz Rize Sivil Toplum Gönüllüleri'nden Fındıklı Yardımseverler Derneğine Plaket

Rize Sivil Toplum Gönüllüleri'nden Fındıklı Yardımseverler Derneğine Plaket

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık