ORHAN ÇAKIR

DEVRİM NEDİR? TERÖR NEDİR?


ORHAN ÇAKIR
4 Nisan 2015 Cumartesi 21:26

DEVRİM NEDİR ? TERÖR NEDİR ?
Burası Türkiye, 21.yüzyılın en karanlık ülkesi. Okuma oranı neredeyse Cumhuriyetin ilk yılları düzeyinde. Okuma oranından kastım ''a,b,c,d'' harflerini anlayıp , seslerini çıkartabilmek şeklinde düşünüyorsanız yanıldınız. Okumak, ? Neye göre okumak ? Nasıl okumak ? gibi... Hele ki okumayı bilipte , okuduğundan bir şey anlamamak hangi kelimelerle ifade edilebilir , emin değilim . Cahillik mi desek ? Pişkinlik mi desek ? Sıradanlık mı desek ? Yüssüzlük mü desek? Bilemedim ..
Yıllardır önyargılarından arındırılamamış bir toplum yapımız var. ''Bir kahvede oturun ve televizyonda haber seyreden yurdumun insanlarını takip edin'' Görüntülerde muhalif seçenekler yer alırsa , küfür ile birlikte ''Yakapatun hau televizyoni ne afkuruy haaavriya!'' diye bir cümle duyarsanız şaşırmayın. Tabi bu yöreden yöreye değişir. Nitekim yöremin insanları yani karadenizimin insanları hemen hemen böyle. G.Doğuda ; ''Hele kapat şu televiziiiyoni oglim ne der bu!'' Egede; ''Nörüp duruy bu adam kapa bakem şu televizyonu!'' , Trakyada; ''Abe şuna bak bea er dediği yalandır!'' şeklinde örneklendirebilirim değerli okur. Çünkü bu ülkede; iklimler , topraklar , yöre ağızları ve kültürler değişse bile değişmeyen tek şey bu, önyargılar. Sanırım ata mirası misali.
Sosyal medyayı bilirsiniz , hepimizin paylaşımlar yaptığı , haberlerin link aldığı , nidaların atıldığı , sevinçlerin , hüzünlerin , dua isteyenlerin , ilişkilerini beyan edenlerin , ''#'' tag yöntemi ile birleşip hareket oluşturanların yaşam mücadelesi verdiği, yani hemen hemen her ülkenin Kapitalist sermayeye ek gelir sağladığı bir platformdur kendileri.İster istemez işimize yaradığı kadarını kullanmak zorunda kalırız elbet... Bizim okuma bilen ama okuduğunu anlamayan halkımız , bu platformlarda 3-5 okuma bilip ama okuduğunu anlamayan kurnazların paylaşımlarını, toplumu bilinçlendirme , yönlendirme gibi bir görev zannedip , tek tıkla duvarlarına taşıyorlar. Sonrası mı ? İçler acısı... Öyle bir halkız ki , resimlere farklı anlamlar yükleme sanatını en iyi yapanlardanız. Hayrettir dünyanın en harika tablolarını bile günümüze dek yorumlayamamış 'yabancı' dediğimiz insanlar var . Bunlar bizim elimize su dökemezler dolayısıyla. Bir resimden , bir videodan çıkardığımız maceralar sanat takdirine şayan. Belki okuduğunu anlamayan bir toplumuz ama bu konuda üstümüze kimseyi tanımayacağımızı inkar edemeyiz.
Öyle ki yolsuzluk operasyonunda ses kayıtlarının edindiği videoları şöyle yorumlamıştır , yarımız.. Kayıt şu : ''Allah'ın izniyle paraları aktardık ; şuraya, buraya ve oraya 25 milyoncuk daha verdikmi çıkarıyoruz elimizdekileri''. Şimdi bu konuşmada yolsuzluk yapılabileceğinin iddiasını insanlarımıza anlatabilir miyiz ? Tabi ki hayır ! Çünkü '' Allah'ın izniyle''... Halkımızın en kör noktası. En dogmatik noktası. Katha ve katha yorum yapamazsın. Çünkü o paralar ''Allah'ın izni ile'' saklandı. Öyle ki artık mahkemelerde ''Allah'ın izniyle'' vurmuştum o adamı , diyenleri görürsek korkmamıza gerek yok . Çünkü şüphesiz ki ''Allah'ın adıyla , Allah'ın izniyle'' işlemiştir o cinayeti.
Atlara , yönlerini şaşırmamaları için ''At gözlüğü'' dediğimiz bir mekanizma takarlar. Evet evet , tam da başlarına. Kemerlidir böyle, iyicene sıkılır düşmez kolay kolay. Vururlar popolarına popolarına , kırbacı . İpi de istedikleri yöne çekerler. At görmez ki sağını , solunu . Peki at kurtarma macerasına ne dersiniz ? Atın kulağına fısıldayıp ''oraya gidersen böyle böyle olursun diyelim''. Atın da konuştuğunu farz edelim .. ''Nereye gidersem '' diye sorar . ''Şu tarafa'' diye bağıralım . ''Ne diyorsun , o tarafta ne var, sende kimsin ne yapmaya çalışıyorsun'' der. Galiba konuşma yöntemiyle pek anlaşamayacağız . Diğer yol , yazınsal yöntemi kullanalım ne dersiniz ? Kağıda , tüm nedenleriyle birlikte o yöne gitmemesi gerektiğini yazarsınız ve ata gösterirsiniz , tabi görebildiği kısımdan... At şöyle der ''sana nasıl güvenebilirim , bu da ne . Hem ben okuduğumu anlayamayanlardanım'' .. Bu yöntemi galiba atın üstündeki 'cânî' anlayabilirmiş ''Bilmem, ben öyle duydum''... Nitekim aklınıza en son çare şu gelir. Atın üstündeki cânîyi güzelce kaldırıp yere atarsınız . Sonra atın gözündeki o mekanizmayı çıkarırsınız. ''Özgürlüğe doğru koşarak değil ; yürüyerek, yorulmadan acı çekmeden gidebilirsin , hoşçakal'' dersiniz.
Değerli okur , bu yöntemi koyunlarda denerseniz yanılabilirsiniz. Koyunlar bir sürü halinde yaşarlar , ve sürü psikolojisi dediğimiz kuram bu hayvancıklar sayesinde psikoloji kitaplarımızda yer edinmiştir. Buradaki tek yöntem ise koyunlara güzel otlaklar sunup , başlarındaki çobana mesleğini bıraktırıp onları özgürlüğüne bırakmaktır. Belki de faşist bir attan daha kolay bir şekilde doğru yolu buldurabilirsiniz onlara.
Türkiye diye adledilen dünya ülkelerinde birinde yaşıyoruz. Harika bir coğrafyaya sahip olduğumuzdan herkes haberdardır. Jeopolitik ve jeostratejik konum olarak da özel bir durumda. Bu özel durumun kötü emellerde kullanıldığını düşünmezsek , Türkiye adına kârlı bir durum. Türkiye bir çok halkın bir arada yaşadığı çok uluslu devletlerden birisidir. Bu durumun zaman zaman ne gibi sorunlara neden olduğunu , daha kolay takip edebileceğimiz Cumhuriyet tarihi sürecinden bu yana biliyoruz. Osmanlı dönemi de bu kapsam içerisinde lakin , lafı fazla uzatmaya gerek yok. Osmanlı diye bir ülke yok çünkü. Eğer bir konu hakkında yorum yapacaksanız , realist olmalısınız. Olmayan şeyler üzerinden tez üretmeniz mizahi kaçabilir.
Nedense 1923'ten bu yana halk kardeşliği kuramını savunanlar olsa da ırkçılık had safhada. İnkar etmek ayıp olur. Bu, ülkemizin utanç sebebi. Bu durum kapitalist sermayenin devlerini harekete geçirip silah ticareti için bir pazar sahası yaratmıştır. Hammadde için sömürgeciliği kullanan devletlerin bile , getirisinin daha fazla olduğu silah ticaretini kabul edip bu gibi ülkelere silah satarak, hemen hemen sömürgelerin değilde halk içi kavgaların yaratılıp gelir sağlamayı ilke edinmişler ne yazık... Orta Doğu da bu duruma net örnek verebiliriz .Bu pazar sayesinde ülkemiz çok farklı terör olaylarına sahne olmuştur. Ancak bu pazarın dışında da bir terör sahnesi çekilmiştir bu topraklarda.
Peki terörist kimdir ? Terörist , halkına mermi sıkandır . Kimliği her ne olursa olsun . Polis olur , yoldan geçen bir vatandaş olur , ihanet örgütleri olur. Kim olursa olsun , halka sıkılan tek mermi kimliğe bakılmaksızın onu terörist diye adledilen sınıfa sokar... Bu durumda ülkemizde teröristlerin yanıbaşımızda olduğunu bilmemek akıl kârı değildir. Okumayı bilen ancak okuduğunu anlamayan insanlar acaba , soru kipiyle çekimlenmiş cümleleri anlarlar mı ? Diyelim o halde... Terörist , halka mermi sıkana denilmez mi? Özgürlüğüne kavuşmayı bekleyen tıpkı o anlattığım ironi dolu tatlı hayvancıkları yola getirenlere Devrimci denilmez mi ? Devrimin ne olduğunu kim açıklayabilir , çocuklar ? Devrim ve Terör'ü bir kıyasa sokmanızın bir sebebi var mı ki? Yeterli mi ?
Gözlükler inecek, çobanlar dava yolunda ezilecek ve cânîlerle çobanların terörize senaryoları son bulacak. Devrim kazanacak , terör bitecek. Şimdi bu iki kelime arasındaki farkı bulun!. Ne sesteş , ne kökteş ne de anlamdaş .. Terör ve Devrim , vay be!..
''Şuanlık yazınsal yöntemi kullanmak zorundayız...''


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık