AHMET MÜFİT

12 YILDIR BU POLİTİKALARI UYGULAYAN SİZ DEĞİLMİYDİNİZ?


AHMET MÜFİT
1 Haziran 2014 Pazar 10:57

Konutta arz fazlası olduğunu, emlak fiyatlarının toplumun gerçek alım gücüne göre çok yüksek olduğunu, borç parayla yaşanan sanal refahın eninde sonunda biteceğini, bitmekle de kalmayıp pahasının çok ağır olacağını, satılamayan konutların inşaat ve bankacılık sistemini dolayısıyla ekonominin bütününü olumsuz etkileyeceğini, geçmişte aynı şeyi yaşamış olan ülkelerden de örnekler vererek anlatmaya çalışıyoruz yazılarımızda uzun zamandır.

Onca çabaya karşın, bir türlü anlatamadık piyasacı güruhuna. Aslında, anlamadıklarından değil, çıkarları bozulacağı için anlamazlıktan geldiler. Üstüne üstlük, finans kanallarında boy gösterip, tam tersini iddia ettiler.Ta ki,IMF Başkanı Christine Lagarde,Avrupa Merkez Bankası'nın Lizbon'da düzenlediği Değişen Finansal Görünüm İçinde Merkez Bankacılığı Para Politikası Forumu’nda konuşana kadar.

Lagarde, forumda yaptığı konuşmada; alınan makro ihtiyati önlemlere karşın Türkiye, İsrail ve İsviçre'de kredi büyümesi ve konutta fiyat enflasyonunun yüksek olduğunu yani emlak fiyatlarında balon olduğunu söyleyiverince, medya konuyla az da olsa ilgilenmeye başladı.

TÜİK tarafından yayınlanan Nisan ayı Konut Satış İstatistiklerine göre, 2014 yılı Nisan ayında ülke genelinde satılan konut sayısı 2013 yılı Nisan ayına göre 11771 adet düşerek, 83610 adet olarak gerçekleşerek, yaklaşık yüzde 12,4 oranında azalırken,bu yılın Ocak-Nisan döneminde toplam düşüş 27837 adet olarak gerçekleşmiş durumda.(http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=16153)

SATIŞLARDAKİ DÜŞÜŞ KONUT FİYATLARINI DA AŞAĞIYA ÇEKECEK

Reidin Com isimli internet sitesinde yer alan 27 Mayıs 2014 tarihli bir habere göre, konutta arz fazlası 300-400 bini İstanbul’da olmak üzere bir milyonu aşmış durumda. Bu rakama ikinci el satışların dahil olmadığını özellikle belirtelim.(http://www.reidin.com/news/showNews/tr_prnet-trprnet-20140527-40/konutta-duran-talep-1-milyon-arz-fazlasina-yol-acti.html)

Enflasyonun ve kredi faizlerinin artıp, TL’nin değer kaybettiği bir dönemde gerçekleşen bu düşüşün konut satış rakamlarındaki değişim ile tutarlı olduğunu söylemek mümkün. Satışlardaki düşüşün ister istemez konut fiyatlarını da aşağıya çekeceğini bilmek içinse ekonomist olmaya gerek bulunmuyor.

Enteresan olan ise bu doğrusal ilişkinin, inşaat şirketleri tarafından, kampanya adı altında gerçekleştirilen gizli indirimler dışında henüz tam anlamıyla kurulamamış, fiyatlarda doğal olarak gerçekleşmesi gereken düşüşün henüz fiyatlara yansımamış olması. Konut fiyatlarındaki değişimleri düzenli olarak takip eden Reidin Com isimli internet sitesi, gerekse Merkez Bankası tarafından yayınlanan konut fiyat endekslerine göre konut fiyatlarındaki artış trendi azalarak da olsa sürüyor. (http://www.reidin.com/MarketTrends/?tab=getIndicator&IndicatorType=RSPA&cnt=TR), (http://evds.tcmb.gov.tr/cbt.html)

Lagarde’ı da ürküten şeyin, tam da bu gerçek dışı tablo olduğunu söylemek mümkün. Global Menkul Strateji Müdürü Gökhan Uskuay ise farklı düşünüyor. Kredi faizlerinin Merkez Bankası'nın geçen haftaki indirim kararıyla yüzde 1'in altına gelmeye başladığını ve bunun piyasayı canlandıracağını belirten Uskuay, Türkiye'ye ciddi anlamda sıcak para akımı var. Bu olduğu sürece bir şey olmaz. Cumhurbaşkanlığı seçimleri istikrarsız bir ortam yaratmaz" diye konuşmuş. (http://www.reidin.com/news/showNews/tr_prnet-trprnet-20140527-40/konutta-duran-talep-1-milyon-arz-fazlasina-yol-acti.html)

12 YILDIR BU POLİTİKALARI UYGULAYAN SİZ DEĞİMLİYDİNİZ DİYE SORASI GELİYOR İNSANIN

İnsanın yaptığı iş parayla para kazanmak olunca,sıcak paranın cari açığa katkısı, cari açığın kurlara ve enflasyona olumsuz etkisi pek de önemli olmuyor anlaşılan. 12 yıldır ekonominin başında olan ve borç parayla ödünç refah ekonomisinin başarılı uygulayıcısı Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise gelinen noktada fikir değiştirmiş görünüyor. Belli ki Lagarde gibi oda farkında denizin bittiğinin.

Hafta başında gerçekleştirilen, Türkiye Katılım Bankaları Birliği Genel Kurulu’nda “Önce üreteceğiz, ihracat yapacağız, kazanacağız, hak edeceğiz, ondan sonra hak ettiğimiz refah seviyesini yaşayacağız. Daha kazanmada, haketmeden, üretmeden farklı bir refah seviyesine ulaşmaya çalışırsak hep birlikte Türkiye’yi büyük riske sürükleriz. Bakıyoruz Türkiye’de gayrimenkul piyasası hareketi. Ama İstanbul’a baktığınızda yapılan yeni lüks konutlara, alışveriş merkezlerine baktığınızda gerçekten o konutlarda oturacak kadar ürettik mi. Dünyanın en pahalı markalarını satın alacak kadar ürettik mi, o refahı hake ettik mi. Yoksa daha hak etmeden mi bu işleri yapıyoruz bunlara dikkat etmemiz lazım. Aksi halde ‘güven var, finansman imkanları hazır, borçlanayım, kendi ürettiğimiz otomobiller düşük, biz daha lüks araçlara binelim’ Bunlar sürdürülebilir trendler değil.” şeklinde konuşmuş. (http://www.milliyet.com.tr/ali-babacan-once-uretip-kazanacagiz-istanbul-yerelhaber-217643/)

12 yıldır bu politikaları uygulayan siz değimliydiniz diye sorası geliyor insanın. Öyle olsa da, Merkez Bankasının faizleri indirerek, piyasayı canlandırmasını talep edenlere karşı söylendiğini düşündüğümüz bu sözlere katılmamak mümkün değil. Faizlerin yüksek olmasının ise ulusal kaynakların yurtdışına transfer edilmesi anlamına geldiğini herkes biliyor. Anlayacağınız ekonominin hali, aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık durumu.

Esas umutsuzluk ise, iktidar kendi içerisinde tartışırken, muhalefetin sanki bu tartışmalar başka bir ülkede yaşanıyormuşçasına ekonomiye, yani insan hayatına ilgisiz davranıyor, uygulanan neo-liberal, dış borca bağımlılık yaratan ekonomi politikalarını eleştirmekten ısrarla kaçınıyor olmaları. Bu tavrın kendilerini de yok ettiğini ne zaman anlayacaklar bakalım.

Ahmet Müfit

Odatv.com

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık