AHMET MÜFİT

AKP 10 YIL ÖNCESİNE DÖNDÜ


AHMET MÜFİT
19 Ocak 2014 Pazar 11:31

Düne kadar her şey yolunda diyen, o televizyon ekranı senin bu televizyon ekranı benim diyerek, uygulanmakta olan borçlanmaya dayalı ekonomik modele övgüler düzen, cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomi mucizesinin yaşandığını anlatan ve sözcülüğünü özel sektörün önde gelen örgütleri ve piyasacı akademisyenlerin üstlendiği piyasa lobisi de, iktidara karşı sesini yükseltmeye başladı.

Bu kesim, gizlenemez hale gelen ekonomik sorunların, Özal, Evren işbirliği ile uygulamaya sokulan, dış borçlanmaya dayalı ekonomik sistemden değil, 2001 krizi sonrasında Kemal Derviş organizasyonuyla Anayasal olarak yapılabilir hale getirilen, kamu işletme ve hizmetlerinin satılıp savrulması, piyasa malı haline getirilmesi işinin yeterince yapılamamış olmasından ve alınan dış borçların yeterince verimli kullanılmayarak çar çur edilmesinden kaynaklandığı görüşünde.

Onlara göre, eğer borç paraları iyi kullanıp, adı reform olan ekonomik ve idari yapıdaki kuralsızlaştırma/piyasalaştırma (deregülasyon) uygulamalarını daha hızlı gerçekleştirseydik, borç parayla kalkınma mucizesini yaratmış olacaktık.

SORUN "İKİNCİ KUŞAK REFORMLARIN" BAŞLATILAMAMIŞ OLMASINDAN KAYNAKLANIYOR

İkinci iddiadan, yani eğer reformları tamamlasaydık bu krizin yaşanmayacağı iddiasından başlayalım: Kavramların içini boşaltıp, kendi çıkarları doğrultusunda yeniden “anlamlandırma” ve ellerinde tuttukları“bağımsız ekonomi/finans” kanallarıyla topluma dayatma/zorla benimsetme konusunda oldukça deneyimli bu kesimin içi boş kavramlarıyla ifade edersek; sorun, “ikinci kuşak reformların” hayata geçirilememiş olmasından kaynaklanıyor.

Bu sözde reformların ideolojik ve akademik savunmanlığı görevini üstlenmiş kurumlardan biri olan Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi (EDAM) isimli kuruluşun web sitesinde yer alan “İkinci Kuşak Yapısal Reformlar: Altyapı Sektörlerinde De-Regülasyon ve Rekabet” başlıklı raporda, bu kesimin iddialarını ayrıntılı bir şekilde bulmak mümkün. Okumanızı tavsiye ederiz. (http://edam.org.tr/document/Edam-Report-TR.pdf

Nedir bu ikinci kuşak reformlar? Biz de kendi kavramlarımızla açıklayalım. Bize göre “ikinci kuşak reformlar”, kamusal hizmetlerin ve kamusal altyapının, yurtdışından alınan borç parayla, kamu mülkü ve kamusal hizmet olmaktan çıkartılarak, yalnızca parası olanın erişebileceği şekilde uluslararası sermayenin malına dönüştürülmesi, siyaset dahil ulusal dinamiklerin “ekonomiyi” etkileme/yönetme gücünün mümkün olduğunca azaltılması operasyonunun adıdır.

"EKONOMİNİN YABANCILARIN ELLERİNE GEÇMESİ UMURLARINDA DEĞİL"

Devlet Demir Yolları, otoyol ve enerji üretim ve aktarım hizmetlerinin, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik sisteminin, alınan azımsanamayacak düzeydeki yola karşın henüz bütünüyle özelleştirilmemiş, anayasal düzenlemeler tamamlanıp, yerel yönetimlerin kamu hizmeti üreten kurumlar olmaktan çıkarılmasının tamamlanmamış olması en büyük rahatsızlıkları.

Cari açık başta olmak üzere yaşanan tüm sorunların nedeni, bunların yapılmamış, başlanılan operasyonun bitirilmemiş olması bu zatı muhteremlere göre. Vatandaşın durumu, geçim derdi, yokluktan sönen ocaklar, borçtan yıkılan yuvalar, ekonominin yabancı finans güçlerinin kontrolüne girmesi umurlarında değil.

Gelelim birinci yani “aldığımız borçları daha iyi kullansaydık başımıza bu gelmezdi” iddiasına: Bu iddia diğer iddia ile bir bütünlük oluşturuyor aslında. Söylenmek istenilen şu, eğer kamu hizmetlerinin özelleştirme yoluyla tasfiyesi ve kuralsızlaştırma yoluyla “serbestliği” sağlanmış olsaydı, alınan dış borçlar özel sektör eliyle daha iyi kullanılır, kamu kesimi gibi çarçur edilmezdi. Yolsuzluklar söz konusu olmazdı demeye getiriyorlar.

Bu iddianın gerçekleri yansıtmadığını, benzer süreçleri bizden önce yaşamış olan ülkelerde, piyasadan bağımsız akademisyenler tarafından gerçekleştirilen kapsamlı araştırmaların sonuçlarının, uzun süredir özelleştirmenin temel dayanağı olarak dile getirilen bu söylemin gerçeği yansıtmadığını ortaya koyduğunu, bırakın özelleştirme uygulamalarını sürdürmeyi, tam tersi olarak, özellikle temel kamu hizmetlerinde yeniden belediyeleştirme/kamu işletmeciliğine dönme uygulamalarının oldukça yaygınlaştığını belirtmekle yetinelim.

Para alıp, para satan bu yolla çok büyük paralar kazanan, piyasacılar işlerine geldiği için tersini de söylese, borç parayla kalkınmanın mümkün olmadığını, yeterli tasarruf edemiyoruz, bu nedenle dış borca muhtacız edebiyatının büyük bir yalan olduğunu, uygulanan ücret politikalarıyla vatandaşı tasarruf edemez hale getiren, tasarruf etmeyi değil tüketmeyi teşvik edenlerin bizzat bu klişe lafları söyleyenler olduğunu özellikle belirtmeliyiz. Ancak, daha da doğru olan, para alıp, para satan piyasacılar işlerine geldiği için tersini de söylese, borç parayla kalkınmanın mümkün olmadığı.

ESKİ İSİMLERİ YENİDEN PİYASAYA SÜRDÜLER

Dış borçlar alınıp ithal otomobillere, iki senede bir sökülüp yeniden yapılan kaldırımlara, duble yollara, rezidans adı altında kentleri çirkinleştiren konut projelerine ya da ithal mal satan AVM’lere yatırılırken ses çıkarmayan, bununla da kalmayıp bu uygulamaları öven, övmekle de kalmayıp, sanayi kuruluşlarının, bankaların, sigorta şirketlerinin, hatta enerji, iletişim ve ulaşım altyapısının dahi yabancıların eline geçmesine neden olan ekonomik bağımlılık ilişkilerini ekonomik mucize diye niteleyen bu kesimin, kriz başgösterince alınan borçlar iyi kullanılmadı, iyi kullanılsaydı bunlar yaşanmazdı demeye hakları bulunmamaktadır.

Yaşananlar zorda kalan gemiyi ilk önce farelerin değil piyasacıların terk ettiğini bir kez daha gösteriyor. Ecevit’e de aynısını yapmışlar, idari ve ekonomik yapının, ekonominin bağımlılık ilişkilerini güçlendirecek şekilde yeniden yapılandırılmasını, yeni kurulan bu hükümeti destekleyerek sağlamışlardı.

Gelinen noktada, “reform” adını verdikleri bağımlılık ilişkilerinin derinleştirilmesi sürecinde mevcut iktidarla yola devam edemeyeceklerini, devam etseler de topluma benimsetmekte zorlanacaklarını, bundan da önemlisi, ekonomide gelinen noktadan dolayı iyiden iyiye canı yanmaya başlayan toplumun, siyasi iktidarı değil, uygulanan sistemi sorgulamaya başlayacağını sezmiş olmalılar ki, 2000’li yılların başında gerçekleştirilen değişikliğinin aktörlerini yeniden piyasaya sürmüş durumdalar.

“Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır” demiş Albert Einstein. Başka söze gerek var mı?

Ahmet Müfit 

Odatv.com

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık