OSMAN KAYA

ATATÜRK VE SOSYALİZM


OSMAN KAYA
29 Mayıs 2013 Çarşamba 00:32

Sosyalizm insan soyunun ortaya koyduğu en ileri ve en insancıl anlayışın adı…. Sosyalizmi anlamak büyük beyinlerin işidir… Sosyalist ülküler ancak büyük beyinlerde anlam bulur.Bu durumda büyük beyinlerin Sosyalizme uğramamaları düşünülemez…
Mustafa Kemal de insan soyunun büyüklerinden biridir… O sadece bir askeri deha değil aynı zamanda bir siyasal dehaydı.Atatürk Sosyalizme nasıl bakmıştır? O birilerinin dediği gibi ‘’Sosyalizm nerede görülürse orada başı ezilmelidir’’ sözü ile ifade edilecek tarzda bir sosyalizm düşmanı mıdır? Yoksa başka bir Atatürk var da gizleniyor mu? Bunu görelim…
Önce M. Kemal den bazı sözler nakledelim:

‘’ Toplumbilim noktasında bizim hükümetimizi ifade etmek lazım gelirse,’’ HALK HÜKÜMETİ’’ deriz. Toplumsal doktrin itibarıyla dahi düşündüğümüz zaman , biz hayatımızı , bağımsızlığını kurmak için çalışan emek erbabıyız. Zavallı halkız.Kurtulmak , yaşamak için çalışan bir halkız. Dolayısıyla her birimizin hakkı vardır. Fakat çalışmak sayesinde biz hakkı kazanırız. Yoksa arka üstü yatmak ve hayatını emek harcamadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuz içinde yeri yoktur. İnsan ancak çalışmakla insan olur. Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyece müşahedeyi uygun gören bir meseleyi takip eden insanlarız.
Fakat ne yapalım ki demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş , hiçbir şeye benzemiyormuş. Efendiler , biz benzememekle veya benzetmemek le iftihar etmeliyiz. Çünkü biz bize benziyoruz.
Mustafa Kemalle görüşmek için bir Sovyet subayı 1919 mayısında Samsun a gelir. Havza da Mustafa Kemal ile görüşen Sovyet Albayının ‘’ Ne yapmak istiyorsunuz?’’ sorusuna Mustafa Kemal ‘’ Bizim hedefimiz devlet sosyalizmidir.’’ Yanıtını verir.Atatürk birkaç konuşmasında devlet sosyalizmi ifadesini kullanır. Atatürk'ün bu ifadeyi kullanmasının sebebi işçi sınıfının oluşmadığı bir toplumda sosyalizmi ancak devletin kurabileceği , bu mücadeleyi ancak devletin verebileceği düşüncesini güttüğü sonucuna varabiliriz.
Sosyalizmi kuracak ama ortada işçi sınıfı yok, zorunlu olarak devlet eliyle kuracak bunu.
Devlet sosyalizmi ifadesi Atatürk’ten önce de kullanılmıştır. Daha önce Almanya da Bismark zamanında , hatta Amerika’da devletin yeterince demokratik olduğu , sınıf mücadelesine gerek kalmadan , hatta sendikaların mücadelesine fazlaca gerek kalmadan devlet eliyle birtakım sosyal düzenlemelerin sağlanabileceği iyimserliği içinde olanlar çıkmıştır.Bunlardan bir kısmı , Almanya da olanlar Bismark ın yönetimini bu gelişme için ümit var görmüşlerdir. Bismark ile Atatürk arasında benzerlik kuranlar vardır ama benzerlik şununla sınırlıdır:
İkiside bir takım sosyal tedbirlerin alınmasından yanadırlar . Ama Atatürk ün farkı, onun devrimciliğidir. Ankara'daki devrimci hükümet bir taraftan işgalcilerle mücadele ederken , diğer yandan yeni kurulacak devletin ekonomik ilkelerini de tartışır. Atatürk daha Samsundayken hedefi koymuştur. :
‘’ Bizim hedefimiz devlet Sosyalizmidir.’’
Tanzimatla birlikte Osmanlıyı sarıp sarmalayan yabancı sermaye , kapitülasyonlarla her tür ayrıcalığa sahip olmuş milli sanayinin milli tüccarın gelişmesini önlemiştir. Bağımsız bir Türk Devleti için yola çıkan Ankara’daki devrimci kadronun dışarıya başvurmaksızın milli devletini yaşatması için , kumaşını , demirini , şekerini kendi üretmesi gerekiyordu.
Atatürk daha 1923 de şunları söyleyecekti:
‘’ Devlet yapısını yaşatmak için dışarıya başvurmaksızın memleketin kaynak ve gerekleriyle yetinme tedbirlerini bulmak gereklidir ve mümkündür.Mümkündü… Ancak bu nasıl olacaktı. Bu konuda Ankara’da çeşitli, sınıfları temsil eden kadrolar arasında çeşitli tartışmalar çıkar . Hakimiyet –i Milliye gazetesinde yer alan Hüseyin Ragıp imzalı sağdan sola doğru makale, dünyadaki fikir ağırlığının sağdan sola doğru kaydığını tespit ederek devlet sosyalizmi konunsa açıklık getiriyor:
‘’ Sağa mı , sola mı?nereye gideceğiz?herhalde sağa değil… Çünkü İnsanlar fikirleriyle, siyasetleriyle , ilimleriyle devamlı olarak aksi istikameti izliyorlar.
Eski tarihin insanlığı kendi kendine bağlayan bağları , bilhassa umumi harbin yarattığı büyük sarsıntıdan sonra , büsbütün gevşedi. Ve sola doğru bazı memleketler seri ve hamleli, bazı memleketlerde yavaş ve temkinli bir yürüyüş başladı. Şüphe yok insanlığın düşünüş tarzı , çok derin ve esaslı bir inkılap devresindedir. Bir taraftan krallar, ,imparatorlar, sağ kanatta merkez partileri ve mutlakıyet parlamentoları zayıflıyor, diğer taraftan sosyalistler , hak taraftarları , halkçılar kuvvet kazanıyor. Bu değişim karşısında Türkiye ne tarafa dönecektir? ‘’
Dünya Feodalizmden kapitalizme , kapitalizmden de sosyalizme doğru ilerliyordu. Bu gidiş sağdan sola doğru gidişin tarihsel kökenlerini açıklıyordu. 20. Yy bir devrimler yüzyılıdır. Dolayısıyla bu tespit Avrupa’daki Devrimci gelişmeleri özetledikten sonra dünyanın ezilen kesimindeki, özellikle de Asya’daki devrimci uyanıştan söz ediliyor oradan da uluslaşma, emperyalizme karşı çıkış, feodalizmi yıkma yönünde bir gelişmenin bir genel akım halinde, dünyayı sarsan akımların saptamasını yapıyordu bu yazı.
1950 ye kadar Dünyada eski tip sömürgecilik tamamen ortadan kalkıyor, buralarda verilen bağımsızlık savaşları büyük oranda devrimci hareketler olarak ta ortaya çıkmıştır. Devrimci bir çizgide ortaya çıkmıştır.
Yazı şöyle devam eder:
‘’ Üretim ve üretim araçları bireysel vasfı kaybederek ortak olmaktadır. Fakat onların mülkiyeti bu gelişmeye tabi olarak ortak olamamış, bireysel ve kişisel kalmıştır. Cihan inkılâbı işte bu son gayri tabilikten çıktı.
Bu ihtilalın müdafaa ettiği dava şudur:
Üretim ve üretim vasıtalarını gelişme ortak bir hale getirdi bu ortak mesai ve teşkilatın menfaati de ortak olmalı, şahsi olmamalıdır. Hiç şüphe yok ki bu dava haklıdır. Çünkü üretim müesseselerinin şahıslar elinde kalması, makineler sayesinde çoğalması lazım gelen refahı akamete uğratıyor. Fabrikatörler, çoğunlukla insanlığa faydalı olan şeyleri değil, çok para eden maddeleri üretmeye çalışıyorlar. Tacirler stoklarını memleketin muhtaç bölgelerine değil, çok para eden yerlerine taşıyorlar. Bankaların sermayeleri, insanları sefaletten kurtaracak zeminlerde, insanların hayrı için değil vurgunculuğun çok olduğu yerlerde sarrafların menfaati için işletiliyor.’’
( hâkimiyet-i milliye gazetesi-6-8 Mart 1921)

Bu alabildiğine bilimsel ve sosyal bilimlerin ışığında öngörü sahibi yazı sadece kişisel kanaatleri değil aynı zamanda Ankara’daki Devrimci kadronun düşüncelerini de çok güzel yansıtmaktaydı.
Bu durumda Atatürk ve devrimci kadrosunun kendine özgü bir sosyalizmi savunduklarını rahatlıkla söyleyebilir miyiz? Elbette… peki istenmeyen olayları nereye koyacağız? Hangi devrim sıfır sorunla gerçekleşti ki? Hiçbir devrim pikniğe çıkar gibi yapılmaz… Tüm devrimler az ya da çok zayiat verir. Burada önemli olan sonuca bakmaktır.. Yüzyılların karanlığından , feodalizmin kula kul eden yapısından kurtulup ta Anadadolu Topraklarını bilim ve felsefenin yeni gözdelerinden biri yapmak 20. Yy ın gördüğü en büyük devrimler arasında yer alır kuşkusuz..Atatürk devrimi adım adım olgunlaşarak sosyal gerçekliğine ulaşmıştır. 1930 lu yıllardaki devletçi anlayış Atatürkçü düşüncedeki sosyalist ekonomi politiğe verilebilecek en somut örneklerden biridir.
Ve Atatürkçü düşüncenin olmazsa olmazlarından biri olan devrimcilik ilkesi de sosyalist idealler ile Atatürkçü düşünce sisteminin en önemli kesişim noktalarından birini göstermektedir.
Atatürkçü düşünce bu dinamikleri taşırken onu kapitalizme alet etmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.
Yazımı büyük fikir adamı Uğur Mumcudan alınma bir paragrafla bitirmek istiyorum:

‘’Sosyalizm ile Kemalizm, tarihsel gelişimleri ve kurup geliştirdikleri siyasal iktidar yapıları açısından, hiç şüphesiz ayrı ayrı kavramlardır. Ancak, bu iki kavramın birleştikleri bir nokta vardır. O nokta, her iki kavramın da antiemperyalist nitelikte oluşudur. Her iki kavrama bu açıdan bakarsanız, Kemalizm ile sosyalizm arasında aşılmaz ‘Çin Seddi’ yoktur. Tersine, her iki kavram, ayrı ayrı nehirlerden aynı yöne akan taşkın sular gibidir. Zaman zaman birleşen, zaman zaman ayrılıp, aynı yönde başka denizlere akan bu nehirleri, bu taşkın suları, birbirlerine birleştiren köprüler ve yollar da vardır.’ (Cumhuriyet, 23 Nisan 1980)’’


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık