RECEP MEMİŞOĞLU

ÇAYDA SÖZLEŞMELİ ÜRETİCİLİĞE DOĞRU;


RECEP MEMİŞOĞLU
16 Haziran 2016 Perşembe 13:02

Dünyada Kapitalizmin ücra köşelere girmesi ve liberal sistemin azgın ve acımasız koşullarının uygulamaya konduğu sürece işçiler, üretici çiftçiler ve tüm çalışanlar paylarına düşeni alacaklardır. Sermaye düzenin en azgın sürecinin başlangıcı olarak söylenen 1980 sonrası, ilk denemeleri Latin Amerika lokalinde uygulanmıştır.

Sözleşmeli üreticiliğin ilk uygulaması şudur; Tekeller, sermaye ya da şirketler tek tek çiftçilerin yanına giderek bireysel anlaşmalar yapmaya çalışırlar. Burada üretici örgütsüz ve toplu-birlikte davranış sergilemekten uzak olduğundan şirketlerin tuzağına düşmesi çok kolaydır. Nitekim önce şirketlerle sözleşmeli üreticilik yapmışlar. Topraklarını onların istedikleri şekilde işlemişler, onların istedikleri miktar kadar ekmişler ve hasat etmişler. Bu durum bir süre devam etmiş böylece. Zaman içerisinde geçinemeyen ve gittikçe yoksullaşan köylü ve çiftçiler, şirkete borçlanmaya başlamışlar. Borçlarını zaman içerisinde ödeyememişler, faiz içerisinde debelenip durmuşlar. Sonuçta ise, hiç ödeme koşulları kalmadığındaysa, şirket topraklarına el koymuş ve böylece kendi topraklarında ve evlerinde kiracı konumuna düşmüşlerdir. Şirket ise, elde ettikleri topraklarla alanlarını genişleterek, çiftlikler ‘Plantasyonlar’ kumuşlardır.

Şimdi bu sürecin Doğu Karadeniz de, çayda nasıl işlemektedir ona bakalım. En azından sürecin bölgemizde bu aşamada olmadığını söyleyebiliriz. Ama gelişmelerin ise, bu yönde ilerlediğini yaşadığımız tecrübelerle test etmekteyiz. Şöyle ki, önce Doğuş Çay Pazar ilçesinde sözleşmeli üretimin farklı biçimini hayat geçirme olumsuz tecrübesi yaşamış, bize de yaşatmıştır. Yaş çay üreticileriyle bire bir temas kurarak, anlaşma yaparak tarlasındaki çayını, tüm bakımından, gübrelemeye, hasadından satımına kadar ki süreci kendi işçileriyle kotarmayı düşünmüştür. Bu işi çok yaygınlaştırmadan, sayısı belli az bir üreticiyledeneme mahiyetinde bir girişimdir. İşçiler güney ve iç Anadolu’dan getirilmişlerdir. Çayın bakımı, tımarı ve toplanmasının nasıl olacağını bilmeyen, çayla ilk defa tanışan işçilerle yapılmaya çalışılması başlangıç itibariyle iki taraf içinde başarısız olmuştur.

Köylü- Çiftçi, tarlasının kendi baktığı gibi bakılmaması sonucunda hasatta yaşanan rekolte gerilemesi kabul edilebilir boyutta değildi. Şirket açısından ise, çalışan işçiden asgari verimin alınamaması ve bunun ileriki yıllarda telafi edilebilme imkanlarının da olmayacağı düşünülerek birinci yılın ikinci sezonunda anlaşma tek taraflı iptal edilmiştir. Bu deneyimde kazancın nasıl bölüşüleceği, üreticinin ve işletmecinin payının nasıl hesaplanacağı, netrakamlarla saptanamamıştır. Burada bir belirsizlik söz konusu.

Fidan-Lipton ise, Fındıklı’nın lokal bir köyünde kendince sözleşmeli örnek bir köy yaratmaya çalışmaktadır. Yaş çay üreticisiyle bire bir ilişki kurularak, üreticiden tüm çayının Lipton’a verilmesini ve bunu yazılı bir sözleşme haline getirmeye çalışmaktadır. Ödemenin nasıl olacağı sorulduğunda ise, “taban fiyat garantisi verememekte, ödemeleri nasıl yapacağı hususunda net cümleler kuramamaktadır” . Hal böyle olunca da, üretici özel sektörle geçmişte yaşadığı sorunlar hatırına gelerek, çekingen davranmakta, sözleşmeye imza atmaktan haliyle çekinmektedir. Ama şirket ısrar ve inatla bu çalışmalarını sürdürmekte, hatta o bölgede varsa alımlarını kesmekle üreticiyi tehdit etmektedir.

Karali çay ise, daha farklı bir yol izlemektedir. Yine Fındıklı’nın köylerinde arazi satın alma yoluna gitmekte ve bu arazilerini zamanla genişletmeyi düşünmektedir. Arazinin çaylık olup olmamasına bakmaksızın alımlarını sürdürmektedir. Burada amaç şudur, muhtemelen bu şirket o bölgede kendi Plantasyonunu kurmaya çalışacaktır. Ağaçlık ve çalılık olan arazileri de çaylığa dönüştürerek, alanı genişletecektir.

Çaykur’un da geçmişte sözleşmeli üreticilik girişimlerinin olduğunu biliyoruz. Ayrıca kapalı kapılar ardında hazırlanan ve mecliste bekletilen ‘Çay Kanunun’ da bununla alakalı ibareler olduğunun dafarkındayız.

Devlet ve şirketler(tekeller) de çok iyi biliyorlar ki, bölge insanın yaptığı çiftçilik aile ziraatıdır. Yanibölge insanı devasa büyüklükte topraklarda üretim yapmıyor. İşin gerçeğinde, toprağın bir aileyi dahi geçindirmekten uzak, az ve engebeli bir arazide, zor koşullarda çalışan, daha çok insan gücüne dayalı bir tarımla uğraşmaktadır. Ve en önemlisi de, bunlara bağlı olarak en çok göç veren bir bölgedir yöremiz. Kendi geleceğini ve hayatını toprakta görmeyen gençlik, diyarı gurbetlerde ekmek ve iş aramaktadır. Hal böyle olunca da, bölge ve tarım orta ve yaşlı insanlara kalmaktadır.

Bu çıkmazı ve bölgenin gerçeklerini gören şirketler, bölgenin realitesi üzerinden kendince çözüm ve çıkış üretmektedir. Ama çözümün hiçbir yerinde yaş çay üreticisinin menfaatleri gözetilmemektedir. Süreç, yazının başında da anlatmaya çalışıldığı gibi, sorunlarımıza kendimiz çözüm üretmediğimiz sürece, birileri kendi dışımızdan bizlere kendi çözümlerini dayatacaklardır. Toprağı işleyemeyen yaşlı nüfusun ‘yarın benim çocuğum gelip toprağını işlemeyeceğini biliyorum, benim jenerasyonum sondur, o zaman çocuğum satacağına, yarıya vereceğine ben satayım, ben yarıya vereyim da az da olsa bugün bende rahat edeyim’ düşüncesinde azımsanmayacak kadar insan vardır.

Böyle düşünenler çoğunluğu temsil etmeseler de, bölge insanını ve bölgeyi istismar edecek şirketlerin, tekellerin ve şahısların olacağı kesindir. Ki bugünden örneklerini zaten yaşamaktayız.

Bu mevcut çıkmaz gibi görünen durumdan, bir çıkışın, bir yolun bulması mümkündür. Bunun birinci yolu, yaş çay üreticilerinin kendi öz örgütlerini bir an önce kurmaları ve ona sahip çıkmalarıdır. ‘Bizim zaten sahibimiz yok’ yakınmasından bir an önce sıyrılmak gerekiyor. İkinci aşama ise, düşünerek, tartışarak ve yan yana durarak güçlü olduğumuzu göreceğiz,böylece çözümü de üretebiliriz ki vardır. Üçüncüsü, Çaykur’a her koşulda sahip çıkılmalı ve özelleşmesine karşı durulmalıdır. Dördüncüsü ise, yaş çay üreticisi olarak kaliteyi tarlada yakalamalıyız, bu konuda üretici üzerine düşeni yapmalıdır. Beşincisi, ‘Çay Kanunu’ bir an önce çıkmalıdır.Fakat yaş çay üreticisinin sorunları çözen noktada, onun da temsilinde hazırlanacak bir kanun çıkması için elinden geleni yapmalıdır.

‘Sözleşmeli Üreticilikte’ dünya örnekleri bize hiç de iyi tecrübeler aktarmamaktadır. Bu yüzdendir ki, ‘yoğurdu üfleyerek yeme’ misali, tartışalım, yana yana duralım, düşüncelerimizi ve deneyimlerimizi denk yapalım, inadına, geleceğimiz ve kendimiz için örgütlenelim. Örgütlü olmanın ve durmanın hazzını alırsak başaramayacağımız engel kalmayacaktır.


YORUMLAR
  • yorum2016-06-16 23:47:19Recep Memişoğlu

    Aslında bu yazıyı bir makale yazısı olarak düşünmemiştim. Olsun yinede bilgilenme ve sürecin neler getirdiklerini öğrenme açısından iyi de olmuştur. Selam ve sevgiler..

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık