İHSAN HACIBEKTAŞOĞLU

ÇEVRE MÜCADELELERİNİN ANTİ KAPİTALİST EKSENE OTURMASININ ZORUNLULUĞU.


İHSAN HACIBEKTAŞOĞLU
3 Nisan 2015 Cuma 23:40

ÇEVRE MÜCADELELERİNİN ANTİ KAPİTALİST EKSENE OTURMASININ ZORUNLULUĞU
Çevre sorunları, kapitalizmin egemen sistem olarak tarih sahnesine çıkması ile başladı.Kapitalizmin ilk dönemlerinde doğanın yağmalanması dikkate değer bir tepki yaratmadı. Sermaye biriktirme sürecinde olan kapitalizm vahşi bir yağmayı örgütledi. Dünyanın ulaşılabilir her coğrafyasında tüm kaynaklar, doğada geri dönülmez tahribatlar yaparak sürgit devam etti. Yağmadan sadece doğa değil, insanda fazlasıyla nasibini aldı. Latin Amerika’nın sömürgeleştirme tarihi buna en güzel örnek olarak önümüzde durmaktadır.
Hiçbir bilimsel ölçü dikkate alınmadan, piyasa canavarının istekleri doğrultusunda bir üretim anlayışı esas alındı. Üretimin makineleşmesi, bağlı olarak sürekli büyüme zorunluluğu doğanın yağmalanmasının arka planını ifade etmektedir. Aşırı üretimin yarattığı ve sistemi krize sokan darboğazlar ise kapitalistlerin tetiklediği savaşlarla giderildi. Dünyayı kana bulayan ve insan-doğa birlikteliğine büyük zararlar veren iki paylaşım savaşının nedeni, şüphesiz kapitalizmin ta kendisiydi.
Kapitalist barbarlık çağlarında, insan ve doğa devamlı bir katliamlar trajedisi yaşadı. Yaşamaya devam ediyor.
1960’lı yıllar, merkezi Avrupa olan ve kısa zamanda dünyayı saran özgürlük taleplerinin zirve yaptığı dönemi ifade eder. Başta kapitalist merkezlerin halkları olmak üzere, tüm dünya halkları bu iklimde özgürlük taleplerini dile getirdiler. Kapitalizmin yarattığı kölelik koşulları, kitlesel tepkilerle protesto edildi.
Kapitalizmin tüm olanaklarını kullanarak yarattığı, insan-sistem uyumunun gizemi bozulmuş, kapitalizmin çürümüşlüğü bu atmosferde görünür olmuştu. Çevre sorunları cılız da olsa başlangıç olarak 68 ruhu içerisinde gündeme geldi. Devrimci romantizmin egemenliği altında yaşanabilir bir çevre bilinci, halkların mücadelesine girdi. 68 ruhunun evrildiği nokta itibarı ile beklentileri yüksek tutması, çevre sorununu geriye iten bir işlev gördü. Bu anlaşılabilir bir durumdu.
Devrimci-sosyalist hareketin direk iktidara endeksli perspektifi, çevre, kadın, etnik farklılıklar ve benzeri sorunları devrim sonrasına havale ediverdi. Durum bu olunca, 70’li yıllar anti-kapitalist mücadele yürüten devrimci yapılar da diğerleri gibi çevre sorunlarını ötelemeyi tercih etti. Bu ortamda çevre mücadelesi , sistem içi sivil toplum kurumları ve siyasi yapılanmaların eline geçti. Yeşiller hareketi, Greenpeace gibi yapılar buna en güzel örnekler olarak öne çıktı. Sistem içi çözümler üretmekten öteye bir ufku olmayan bu yapılar, sermayenin saldırılarına karşı koyamadı. Farkındalık oluşturmaya yarayan, giderek şirketlerin yağma politikalarını onaylar sonuçlar üreten bir sözde mücadele hattı oluştu.
İki kutuplu dünyanın varlığı ve Sosyalist sistemin çevre tahribatında yarattığı olumsuz deneyimler de sosyalistleri çevre sorunlarını görmezden gelmeye itmiştir.
21.yüzyıl, emperyalizmi tek güç haline getirdi. Sosyalist sistemin yıkılması çevre ile ilgili yarattığı savunulmaz pratiklerin basıncını ortadan kaldırdı. Yeni dönemde kapitalizmin yarattığı yıkım tüm çıplaklığı ile açığa çıktı. Çevre sorunlarının çözümüne dair tüm pratik mücadeleler sistem içi bir başarı şansının olamadığını göstermiştir.
Çevre sorunlarının çözümü, anti-kapitalist bir içerikte nihai bir sonuca ulaşacaktır.
Anti-kapitalist mücadele, kapitalizmin tüm kurumları ile tasfiye edilmesini esas alır. Çevre mücadeleleri sermayenin doğayı yağmalamasına dur demeyi gerektirir.
Toplumun ortak malı olan kentlerde ve kırsalda özel idarelerin, belediyelerin ve diğer kamu kuruluşlarının varlıklarına sermaye tarafından el konulmasına karşı durmak halkın genel çıkarlarını korumaya denk düşer. Mücadelenin bu yönde gelişmesi, mücadelenin anti-kapitalist özüne uygundur.
Diğer taraftan, küçük ölçekli tarım yapan ve toprağının sahibi olan köylülerin mücadelesine kapitalizm karşıtı bir öz yüklemek çelişki gibi durmaktadır. HES, RES, TES, NÜKLEER, MADEN, TAŞ OCAĞI gibi alanlara verilen binlerce ruhsat, bu kesimleri toprağından koparmayı ve mülksüzleşmeyi beraberinde getirmektedir. Her gün yapılan cebri kamulaştırmalarla süreç hızlı biçimde işlemektedir. İşte bu koşullar, küçük ölçekli toprak sahiplerini zorunlu olarak anti-kapitalist cephede mücadeleye itmektedir.
Çevre mücadelelerinin geldiği nokta, ortak bir akıl oluşmasına doğru evrilmiştir. Kapitalist üretim tarzının ve onun üst yapı kurumlarının egemen olduğu yerde, kazanımların sistem içi kalıcılığı gerçeklik kazanamamıştır. Örnek olarak ;hukuki kazanımlar bir süre sonra şirketlerin yeni saldırıları ile boşa düşmektedir. Ruhsat sözleşmelerinin 49 yıllığına düzenlenmesi, satışın hukuk yoluyla engellenmesinin önünü kesmektedir. Şirketlerin sermaye gücünün büyüklüğü, davacıların yoksulluğu hukuk alanında eşitsiz bir mücadeleyi öne çıkarmaktadır.
Farklı coğrafyalarda ve farklı dinamikler üzerinde yürüyen çevre mücadelelerinin ortaklaşması dönemine girilmiştir. Daha da ilerisi ise ortaklaşan bu mücadelelerin esas mücadele dinamiği olan, sınıf mücadelesinin diğer dinamikleri ile yan yana gelmesi meselesidir. Süreç platform, dernek, meclis vb. tarzda örgütlenmiş yapıların bir araya gelmesini zorunlu kılmaktadır.
İleri atılmanın tam zamanıdır. Görev ağır, zaman dardır. Bugün erken, yarın ise geç olacaktır.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık