KARDANADAM

DAĞLARIN HANINA İNİNCE BEYAZ -6-


KARDANADAM
24 Mayıs 2016 Salı 14:10

 

FIRTINA(LAR) VADİSİ -6-

Dağların Hanı’na İnince Beyaz… 24.05.2016

 

Evvel zamanlar yorgunu yarı ahşap evin önünde, uyduruk tahta bir oturağa yayılmış, son güneşler ısırırken tenimi,gözlerimi çevirip gökyüzüne yumunca, kuru ot, taze kıyılmış odun kokuları, kuş cıvıltıları ve rüzgar uğultusu kalırdı geriye.

Eski gün ekimlerinin savrulan yaprak kurusu fısıltıları, gönlümün uğrak yerlerinde , unutulmuş bir türkünün lal melodileri gibi dolaşırdı .

Kuzinelerin girme zamanları yaklaşırdı evlere .

Koca bir mevsimin bütün telaşeleri ,kapısını  ağır çekim yaşanacak başka bir mevsimin  eşiğine açardı.

Son katıksız hayallerimizi  yollardık vadilerden aşağıya,kızıl ağaç yaprağı uçurtmaların sırtında,bu yaşamdan başka yaşamlara.

Kırk günlerden geçerdi yalancı bahar, güneş soğur, gün kısalır, gölge serinlerdi,dağların hanına inince  beyaz, yeni bir zaman , başka bir iklim gelirdi.

Derin, sessiz ve üşüten sevinçli bir aydınlığa uyanırdık,çocuk bayramların sabahları kıvamında,sarı kurabiye kokulu bakkaların tadında.

Hani bitmesin diye ağır ağır yenen şekerler gibi, içimize uçarı kıpırtılar doluşturan sabahlar.

Beyaza dönerdi bütün renkler, kaptık mı çuvaldan kızakları çay bahçeleri üstündeki beyaz piste atardık kendimizi.

İçimize kadar ıslanır sonra kuzine kenarına kıvrılırdık, ateş üzerinde fokurdayan lahananın kokusu mısır ekmeğininkine karışırdı, kuruduğumuza kanaat getirince yine çıkar yine ıslanırdık, içimiz kar yüreğimiz tarifsiz bir mutlulukla  dolardı.

Sonra esnek bir çubuk, biraz ip ve ekmek kırıntılarından kuş tuzakları kurardık, kırıntıları yerdi kuşlar ama tuzağa hiç düşmezlerdi, bizde çok önemsemezdik zaten.

Orda olma kuralını herkesin bildiği akşam sofraları kurulurdu gün bitiminde ,bir suskunluk  inerdi derin bir huzur.

Sonra komşulukları başlardı beyaz mevsimin, büyüklerin ellerinde eski şişelerden dönüştürme gaz meşaleleri,tek sıra,bir mahalleden diğerine gidilirdi.

Gaz kokusu ,kuru soğuk,uzak dağlardan gelen yaban sesleri,hangisiyle ürpertirdi içimiz tam ayırt edemezdik.

Fırında patates ve üzüm pekmezinin tadı derin muhabbetlere karışırdı.

Boz kılından çoraplar örerlerdi anneler ,kalın yünden yelekler,bir yürek tutuşurdu karşılama destanların ucunda;

‘’Bir gün istemiştin oğlundan kiraz

Ufak ellerimle topladım biraz

Çekinerek yedin unutmam o yaz

Rahat uyu anam rahmetli anam’’…

Mısraların hüzünlü ve ıssız kıyılarında, büyülü acıları vardı öksüzlüklerin, kahverengi patikalar kadar kimliksiz, telaşsız zamanlar kadar masum,

Bir kadife mevsim geçerdi bütün maviliğiyle içimden, derinlerime  akardı.

Yüzük oyunları kurulur eller şişene kadar kamçı sesleri susmazdı, arada karşı takıma casus sokulur hilede yapılırdı tabi.

Sonra gece olurdu, şenlik biterdi, geri sarılırdı gidilen yollar, gazdan lambaların fitilleri kısılınca,günün bütün ateşli ağrılarında titrerdi bedenimiz, hem ağır yünlü yorganlar  örterdi üzerimizi, hem de bir dokunuşta bizi iyi edebilen en dermandan daha derman anne eli şefkati.

Şimdi bir unutulmuşluğun yakıcı sessizliğinden aşırdığım ince sızılarım var, avuçlarımıza bir tutam hüzün bırakıp giden zamanlardan,üşümüş ayaklarıyla bir çocuk geziniyor yüreğimin patikalarında, kıyılarıma  yağmurlar taşıyor gri tonda bulutlar.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık