MEHMET C.PEKER

“DAHA İYİ” “KÖTÜ”dür


MEHMET C.PEKER
30 Temmuz 2017 Pazar 15:55

Değerli yurttaşlarım merhabalar,

Bu sabah – 30 Temmuz 2017, Pazar günü, saat 07.30 sularında- elli yediyi tamamlayıp elli sekizinci yılıma başladım. Geride kalan yaklaşık 43 yıllık ömürde yapılacakları / yapacaklarımızı düşününce listenin hayli kalabalık olduğunu söyleyebilirim.

 Yapılacaklar listesinin bir kısmı “olmasa da olur”, önemli bir kısmı ise “olmazsa olmaz” denmesine rağmen, bir süredir tatminkar ve sürdürülebilir bir gelişim sağlayamadıklarımız.

Madem akla ve bilime inanıyoruz, mazeret yok!

Sorumluluk alanımızda (ki o satıh bütün vatandır) etkili olmanın yollarını bulmalıyız NOKTA.

Acaba, çok şikayet ettiğimiz “yerinde saymanın” nedenlerinden biri de yaşadıklarımızın “daha iyisine sahip olabilme telaşı” ile kendimizi kandırmaya ve/ya kandırılmaya hazır olmamız olabilir mi?

Yazı başlığında yazdığım gibi; “daha iyisi” “kötü” olabilir mi, sizce de?

Uluslar arası raporlar tarafından da tescillendikleri için hepimiz rahatlıkla kabul edebiliriz ki; bizim içinde yaşadığımız koşullar, çağdaş nitelikli iyi örneklerine göre bir hayli gerilerde ve

Eğitim

Sağlık

Teknoloji

Üretim

Demokrasi

Özgürlük

Haklar

Katılım vb her alan ile ilgili hem altyapı hem de üstyapı konularında sahip olduklarımız gerçekten o kadar kötü ki; biz daha iyi hale getirmek için ne kadar mücadele edersek edelim (ve daha acısı ne kadar başarılı olursak olalım) genele yetmiyor yani sonuç KÖTÜ, çünkü çağdaş ihtiyaçlar ve kriterler bizim gelişim hızımızdan çok daha hızlı gelişiyor.

Bence, ne kadar stratejik (bütünsel) düşünüp planlama yaparsak yapalım, bu halde olmamızı sağlayan sistem(ler)i koruyarak  mevcut durumumuzu daha iyiye ulaştırmak adına yapılan özverili çalışmalar kimseyi KÖTÜ olmaktan kurtar(a)mayacaktır.

Diyorum ki, bu kısır döngüyü kırmak adına, hak ettiklerimize kavuşabilmek ihtimali ile yolculuğu başlatmanın İLK ADIM’ı

“o hayal, istek veya hedefler”i etki alanlarımızda, yerelimizde net bir şekilde ortaya koyup- elimizdekilere bakıp DEĞİŞİM YERİNE- “değerlerimize uygun hedeflere bakıp” DÖNÜŞÜMÜ planlamaktır.

Yani ben;” iyi veya DAHA İYİ” yerine o güne kadar yapılanlardan “FARKLI” üretimler ve paylaşımların peşinde koşmak ve emek harcamak bizleri kötüden kurtarıp hak ettiklerimize kavuşturabilir diye düşünüyorum.

Bu sürecin planlamasının da uygulamasının da ilk adımlarında EZBER BOZARKEN, bugüne dek aşılamayan  en önemli zorluk SAMİMİYET, GÜVEN ve İNANÇ olsa gerek.

Biz yurtseverlerin SAMİMİ, GÜVENİLİR, DÜŞÜNEBİLEN  ve DEĞERLERİNE İNANAN insanlar olduğumuz düşünülürse zorlukları kolay eylemek bizim için mümkün.

Sanıyorum, kısa, orta, uzun vade paralelliklerini kuramayıp, geleneksel yaklaşımları –istemeden ve/ya farkında olmadan- fazlası ile içselleştirmiş iyi niyetli beyin ve yürekler, “bildikleri kısa yolda mücadele”yi tercih ediyor, sözünü ettiğim uzun yolun “ütopya”dan başka bir şey olmadığını düşünüyorlar.

Ve ne yazık ki; ütopyaları, hayalleri ilkelerden vazgeçmeden kısa, orta, uzun vadeli planlayamayan ve onların uğruna harcayacak sabır ve enerjisi olmayan  yolculukları “daha iyi” olduğu sanılan “kötü” ve “daha kötü” arasında kalmaya mahkum oluyor.

Yukarıda yazdıklarımdan sonraki son cümlem şöyle;

mahkumiyeti kabul etme hakları olmayan Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları, kendilerini en yakın hissettikleri siyasi partinin etkili üyeliği veya aktif sempatizanlığı sorumluluğundan kurtulamazlar.

Bu etkili ve aktif olma talepleri –sanılanın aksine- ilgili siyasi partilerin kadroları tarafından engellenEmez, yeter ki hep birlikte isteyelim.

Bence denemeye değer, ne dersiniz?

Selam ve sevgilerimle,


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık