ORHAN ÇAKIR

DERSİMİZ TÜRKİYE.


ORHAN ÇAKIR
13 Nisan 2015 Pazartesi 23:38

DERSİMİZ TÜRKİYE
Geçtiğimiz Nisan ayında 2 Milyona yakın öğrenci adayımız ÖSYM kurumunca hazırlanan YGS adında ön tur sınavına girdiler. Bu öğrencilerimizin yaklaşık 1.5 Milyon kadarı 180 puan barajını aşıp LYS yani Lisans Yerleştirme Sınavına girmeye hak kazandılar. YGS sınavı yoruma dayalı 180 sorudan oluşan Türkçe-Sosyal Bilimler-Matematik ve Fen Bilimleri olmak üzere 4 gruptan 40'ar soruyla adaylara dayatılan bir sınav türüdür. Sunuldu demiyorum ''dayatıldı''. Bu bir dayatmadır , bir zorunluluktur , üniversite hayalleri , meslek , iyi bir yaşam için dayatılan bir sistemdir.
Mecbur kılınan bu sistemde öğrenciler adeta bir yarış atı gibi pistte hünerlerini sergilediler. Barajı geçemeyenler oldu , geçipte çok yüksek puana sahip olamayanlar oldu , yüksek puanlar alanlar da oldu .
Sınav koridorlarında korku ve heyecan had safhadadır. Polisler önce tedirgin ederler sizi, ''acaba kimlikte , ya da yüz tanımada bir sorun olacak mı '' diye düşünürsünüz sınav stresi yetmezmiş gibi. Polislerin yüz ifadesini görünce suçluluk edası yüklenir heyecan hormonlarınıza. Hocaların suretleri bir gerilim abidesidir. Yaşadım biliyorum. Tüm geleceğiniz 180 dakikalık ve 160 soruluk ''A-B-C-D-E'' şıkları arasındadır.

İlk pistte barajı geçenleri alıp LYS adındaki sınav sistemine tabi tutarlar. En sıkıntılı sistemde budur. Bu sistem ; ezbere dayalı bilgi gerektirir. Oysa hiçbir kuram ezberin nitelikli olduğundan bahsetmez. Yani ezber geçici bellekte yer edinen bilgilere denir, geriye ket vurma sistemi ile sürekli yeni bilgiler alınır hafızaya. Ancak geçici hafızaya. Sınav gününe kadar bu hafıza öğrenciler tarafından pekiştirilir ve yineleme yöntemiyle sadece sınav gününe kadar akılda tutulmaya çalışılır. Sınav biter , öğrenci derin bir nefes çeker ve sonra Nazım Hikmet'in hangi türde eserler verdiğini unutuverir. Ya da O.B.E.B - O.K.E.K 'in nasıl çözüldüğünü dahi hatırlamaz. Sonrasında puanlar açıklanır, ezberi kuvvetli olan öğrenciler üniversitelere yerleştirilir . Ve üniversitelerde ilk gün dersi başlar. Şimdi o LYS'de başarının Tanrısını gösteren öğrenciler hiçbir şey bilemezler. Bomboş kafayla üniversitede derslerini geçmeye çalışırlar. İstatistikselliğe vuracak olursak , Dünya'da ders uzatan , başarısız üniversite öğrencisine sahip başlıca ülkelerden biridir Türkiye. Aksini iddia eden olamaz , durum ortadadır. Peki ya bu durum neden olmasın ki, ezbere dayalı bir sınav sisteminde , öğrencinin okuduğunu anlayıp kalıcı bellekte tutmasını bekleyemezsiniz. Genelgeçer bilgiye sahip olan Üniversite mezunlarımız çok vasıfsızlar. Bu yüzden hem iş alanında , hem de sosyal yaşamda bir üniversite mezununun dağda hiç eğitim görmemiş mesleğini hakikatiyle yapan bir çoban kalifiyesine aynı kıyastadır. ''Dağda çobanlık yapan kişi ile gurur duyuyorum''.

Avrupa ve Amerika ülkelerinde eğitim sistemi.
Bu ülkelerin bir çoğunda , çocuklar bizim anasınıfı dediğimiz yani ön eğitim aşamasında becerisi olduğu bir alana yönlendirir. Şu deyimi unutmamak gerekirse '' çocuk bokundan belli olur'' misali çocukların sosyo ve psiko alanda ne tür eğilime sahip oldukları uzmanlar tarafından gözlemlenir ve 1.sınıf dediğimiz , eğitim sisteminin ilk kademesi sürecinde ilgili olduğunu o bölüme yönlendirilir. Müzik - Dans - Resim - Estetik zekası var ise bu bölüm üzerinden ta üniversiteye kadar eğitilir ve üniversitede sınavsız koşulsuz ''kredi kartsız'' konservatuar bölümlerine yerleştirilirler. ''Kredi kartsız''dan kastım , parası olanın doktor olmadığı eğitim sistemi!.. İşsizlik oranının en az olduğu bölgelerin başında gelir Amerika ve Avrupa ülkeleri , bunun tüm sebebi de eğitim sisteminin ''ağaç yaş iken eğilir '' ya da '' çocuk bokundan belli olur'' biçimine dayalı olmasından kaynaklanır.

Bugün ülkemizde , hiç kimse Avrupa ve Amerika ülkelerini sevmez, siyasi yaşamlarından ve kapitalist düzenin hakim olmasından dolayı bende sevmem değerli okur. Ancak benim düşüncemle ülkedaşımın düşünceleri aynı olsa hemfikir olabileceğiz . Ancak bazılarımız olaya çok yanlış yönden bakıyorlar. Şöyle ki ; ecnebi , gavur gibi vasıfları vardır onların bizim millete göre. Mesela şöyle başlarlar ''Ecnebi eğitim sistemleri onlarda kalsın , Gavurlar bizi asimile ediyorlar'' gibi saçma şeyler duyarsınız çevrenizden. Eminim!

Ecnebiler iş bulurken , çocuğunuza dua okuyun
Ecnebi dediğimiz ülkelerde aileler sınav salonları önlerinde beklemezler, tanrıya çocuğunun hiç çalışmadığı sınav için yalvarmazlar ''aman iyi yapsın''diye . Tevekkül derlermiş bu olaya .. Tevekkül'ün anlamını bilirim. İşte onun anlamı da şudur: Önce işin gerekleri yapılırmış , sonrası Tanrıya bırakılırmış . İlginç... Yani bizler tevekkülü dahi beceremiyoruz. Ama gavur onlar. Bilirim ailelerin çektiği sıkıntıları , sınav salonundan çıkarken tüm gözlerin size baktığını bilir tüm at yarışçıları . Öğrencilerin sınav dönemlerinde neler yaşadığını , nelerden fedakarlık yaptığını , hayatlarından tam anlamıyla bir senesini heba ettiğini bilirim. Bilirim değerli okur , çalışıpta alamadığın şeyi. Ya da bilirim hiç çalışmadan elde edilen o puanı o dereceyi. Bilirim sınav salonundaki gerilim sahnelerini , bilirim sınav sonrasında aile ile diyaloğu . Bilirim sınav sonrası neler yaşandığını . Ama bilmiyorsunuz ecnebi dediğiniz bu toplulukların bu harika eğitim sistemini . Bilmiyorsunuz onların avluda yağmur başında bir kutsal kitap okuyup okumadaklarını . Bilmiyorsunuz rahibe - papaz dolaşıp pirinç, şeker okuttuklarını. Ben biliyorum! Onlar sadece işlerini yapıyorlar. Yeteneklerinin hazzını yaşıyorlar. İşlerinin , ve ailelerinin en güzellerine sahip oluyorlar.

Böylesine bir durumdan rahatsız olmamak acaba ne ile açıklanabilir . Tüm aileler bu durumu yaşarken , çocuklarına iş bulamazken acaba neyi düşünüyorlar. Peki ecnebi olmayan eğitim sistemimiz mi doğru , yoksa gavur dediğimiz milletlerin yaşam kalitelerine ulaşabilmeleri için sistematolojik olarak süregelen eğitim sistemleri mi ?
Soru sormayı neden beceremeyiz ?


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık