ENBİYA KIRALİ

ERMENİ SOYKIRIMI TARİHE MİRAS BIRAKILMAMALIDIR.


ENBİYA KIRALİ
15 Nisan 2015 Çarşamba 22:42

“Eğer adaletsizlik karşısında tarafsız kalırsanız, zalimin tarafını seçmiş olursunuz”
                                                                                      Desmond Mpilo Tutu
ERMENİ SOYKIRIMI TARİHE MİRAS BIRAKILMAMALIDIR
Tarihi bilgi ve bulguları elde etmenin bilimsel, doğru ve ahlaki yöntemleri elbette vardır. Egemenler, tarih boyunca insanlığı gerçeklerden uzak tutmak ve saltanatlarını sürdürmek adına tarihsel olay ve olguları tahrif ettiler, üzerini örtmeye çalıştılar. Ahlaksızca çarpıtılan, değiştirilen ve üstü örtülen tarihi gerçekler, çirkin karanlıklara hapsedildi. Egemenler, çarpıtılmış tarih algısını, kitlelerin beyinlerine ve bilinç altına kodlayarak, ilerleyen zamanlarda kendilerine ikbal ve menfaat aramanın yolunu tercih ettiler. Uydurma ve sipariş tarih anlayışının ömrü yalancının mumu kadar olması, gerçeklerin kısa sürede ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Bugün, toplu kıyım ya da jenosid ithamları ile uluslararası kamuoyu önünde çaresiz kalan Türkiye'nin umutsuzca, imha ve inkar politikalarında ısrar etmesi gelecekte sürekli yalnızlığa itileceğinin ilk işaretleridir. Açıkça tarihin önünde oynanan bu komedinin kısa ömürlü olması, devleti ele geçiren AKP kliğini panikletmesi, konuyu daha da karmaşık hale getirmiştir.
İttihatçılar, Mondros’tan sonra ülkeyi terk ettiklerinde yeni kurulan Damat Ferit kabinesi, Ermeni katliamından sorumlu kadroları yargılamak üzere harekete geçti. Ancak böylesine kapsamlı bir yargılamayı yapıp ve uluslararası kamuoyunu tatmin edecek sonuçlar almak, iç hukuk müktesebatının yetersiz olması nedeniyle teknik olarak mümkün değildi. Ayrıca kurulan mahkemeler, halen devlet kadrolarına hakim olan ittihatçıların engellemesi nedeniyle gerekli belgelere yeterince ulaşamadılar. Böylece yargılama, verilen idam dahil çeşitli cezalar göstermelik olmaktan öteye geçemedi. Daha sonra Malta’ya sürgün edilen Meclisi Mebusan üyeleri de aynı nedenle(Uluslar arası hukukun yetersizliği) yargılanamadılar.
Daha ileriki yıllarda(1948) Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği “Soykırım Yasası” hukukun uluslar arası planda geriye doğru işletilmesinde yaşanan önemli sorunlar nedeniyle, “bir milletin toptan imha edilmesi” suçu Osmanlı’nın mirasçısı olarak Türkiye’nin üstünde kalmaya devam etti.
Ermeni Kırımını, çıkmaz noktaya taşıyan en önemli sorunlardan biri de; uluslararası diplomasinin bitmez tükenmez pragmatizmidir. Diplomaside kriz yaşayan emperyalist ülkeler, zaman zaman bu masumane hak arayışlarını kendi çirkin çıkarlarına meze yapabilmektedir. Ve maalesef bugün Ermenistan da iktidar olan fanatik milliyetçiler, bu bitmez tükenmez oyuna gelerek yüz yıl önce katledilen, sürülen halkının acılarını dindirmek yerine, çıkmaz sokakların labirentlerinde anlamsızca dolaşmaktadırlar.
24 Nisan 1915, bir milletin Anadolu coğrafyasından kazınarak yok edilmesinin yüzüncü yılıdır. Ermeni Kırımı, sadece iki milletin arasında geçen kanlı bir hesaplaşma değil, bilakis tüm insanlığı ilgilendiren ve “insanlık suçu” kapsamında değerlendirilmesi gereken bir olgudur. Osmanlı tarafından “Sadık Millet” olarak adlandıran Ermeni cemaati ile Osmanlı’nın arası, esasında 1877-78 Osmanlı Rus savaşından sonra açılmaya başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşma niyetinde olan Batılı devletler, Osmanlı Ermenilerini içeride bir “Truva Atı” olarak kullanmak niyetindeydiler. Zaten devletin giderek artan baskısından bıkan Ermeni milliyetçileri, farklı zamanlarda birçok isyan çıkararak ”Ermeni ve diğer azınlıklar sorununu” gündemde tuttu.
1908 devrimi ile birlikte Ermeni ve diğer azınlıkların durumu biraz düzelir gibi olduysa da, bu durum çok kısa sürdü. Osmanlı’yı eline geçiren İttihatçı, ırkçı-milliyetçi kadro, İmparatorluğun kurtuluşunun ancak azınlıkları bir şekilde yok etmekle mümkün olduğuna inanıyorlardı. 1915 yılına gelindiğinde, Birinci Paylaşım Savaşı bütün hızıyla sürerken, İttihatçılar en uygun ortamı yakaladıklarını sanarak temel müttefikleri Almanya’nın da desteği ile harekete geçtiler.
Ve 1915 yılının sıcak bir Haziran gününde, Anadolu ve Karadeniz’de yaşayan masum Ermeni halkının kapıları karanlık beyinli cellatlar tarafından çalındı. Onlara “yarım saatiniz var evlerinizi derhal terk edin” denildi. Kısa sürede yüzbinlerce insan, çoluk-çocuk, yaşlı-ihtiyar, en katı vicdanların bile kaldıramayacağı bir ölüm yolculuğuna çıkarıldı. Bundan sonra; soygun ırza geçme ve katliamlar ve bir milletin nasıl yok edilebileceğinin en çirkin örnekleri…
Ölüm yolculuğunun nerede biteceğini kestiremeyen Ermeni anneler, minik bebelerini sırf hayatta kalabilsinler diye Türk annelerinin eline verirken, yüz ifadelerindeki acıyı okumak mümkün değildi. Bir de, açlıktan ve susuzluktan ölen minik yavrusunu toprağa gömerken yüz hatlarının kıvrımlarında saklamaya çalıştığı acılarını anlamaksa hiç mümkün değildi. Sürgün insanlarının yaşadığı tarifi zor acılar en katı vicdanları bile sızlatacak cinstendi.
1915 sürgününde, yola çıkarılan Ermeni kafilelerinden Deyr-i Zor’a çok az insan ulaşabildi. Aylarca yollarda akla hayale gelmeyen zorluklarla karşılaşan bu çaresiz insanlar için, Deyr-i Zor çölünde hiçbir önlem alınmaması sonucu, burada da ölümlerin yaşanmasına neden olmuştu.
Aradan yüz yıl geçmesine karşın, bu halk yaşadığı acıları unutmadı… Unutacağa da benzemiyor. Evet, bir şeyler yapılmalı! Bu görev bugün Osmanlı mirasçısı olan, Türkiye Cumhuriyeti devletine düşmektedir. Uluslararası konjonktür de göz önüne alındığında, imha ve inkar politikalarının sürdürülebilir olmadığını görürüz. Artık milletimiz de böylesine bir insanlık suçu altında ezilmekte ve vicdanını baskı altında hissetmektedir. Elbette toptan imha politikasının alameti farikası bize ait değildir. Bu coğrafya da yaşayan halklar tarihlerinde zaman zaman hâlâ unutamadıkları acılar yaşamışlardır. Bugün Karadeniz’de ve bütün Anadolu topraklarında sürgün yolunda Ermeni halkının yaşadığı trajik öyküler dilden dile anlatılmaktadır.
24 Nisan 2015, Ermeni milletine sürgün yolunda yaşatılan acıların yüzüncü yılı olması hasebiyle, sorun bütün dünyada tartışmaya açılacaktır. Türkiye, Osmanlı’dan devraldığı bu çirkin mirası, günümüz koşullarında sırtında daha fazla taşıyamaz. Her geçen gün toplumun farklı kesimleri, “empati” duygusunu geliştirerek, bu zulme karşı çıkmaktadır.Türkiye, bunun aksine imha ve inkar politikalarında ısrar ederek sorunu ötelemek istemektedir. Bugünkü iktidar sahipleri, seçim süreci ve çözüm süreci arifesinde, konuyu daha da milliyetçi-şoven yaklaşımlarla ele alarak içinden çıkılmaz bir noktaya taşımaya çalışmaktadır. Gelecek kuşaklara böylesine çirkin bir miras bırakmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.
Bu elim olayın yüzüncü yılı, çözüm için bir fırsat olarak ele alınmalı ve gelecek barış dolu günlerin temeli atılmalıdır.
ENBİYA KIRALİ


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık