NİHAT GENÇ

Esaret dalga dalga ruhumuza çöküyor


NİHAT GENÇ
7 Nisan 2014 Pazartesi 21:02

Bilgisayarlarla ÖSYM sorularının çalınmasına yapılan itirazların şikayetlerin tek bir tanesi ciddiye alındı mı, nedir bu, kafir, yaratık, tutsak muamelesi görüyorsunuz.

Askerleriniz hiçbir kanıt ortada yokken halen tutuklu, hiçbir itiraz dilekçe, hukuk’un işlediğine şahit oldunuz mu, nedir bu, kafir, yaratık, tutsak muamelesi görüyorsunuz.

Devlet mekanizmasını ele geçirmişler tutanaklar çuvallar kurumlar başkanların hepsi ellerinde, bir tek itiraz dilekçinizin şikayetinizin ciddiye alındığını gördünüz mü, nedir bu, kafir, yaratık, tutsak muamelesi görüyorsunuz.

Aynı hukuk Hurşit Tolonları Engin Alanları İlker Başbuğları kanıtsız ve hukuksuz içeri tıkarken ‘bu ülkede hukuk var’ diye bağıracaksınız, aynı hukuk sizin çocuklarınızın kapısına dayanınca, savcıları kovacak bir güzel süreceksiniz, nedir bu, kafir, yaratık, tutsak muamelesi görüyorsunuz.

Devlet talan edilmiş çalınmış soyulmuş, tek bir dilekçiniz tek bir itirazınız ciddiye alınmış mı, başta Sayıştay, tek bir denetleme mekanizması, tek bir soruşturma, araştırma, didikleme yapılmış mı, yok, nedir bu, kafir, yaratık, tutsak muamelesi görüyorsunuz.

 Halkın parasını çalıp TV’leri ele geçirmiş, o TV’lerde kırk bin insanı vahşice öldüren Apo’yu Sultan yapmışsınız, Apo’nun verdiği listelerle Türk subaylarını içeri tıkmışsınız, insan kanını donduracak şekilde gizli pazarlıklar yapıp ülkeyi peşkeş çekmişsiniz, ve sizin neler oluyor kardeşim diye bir itirazınız ciddiye alındı mı, nedir bu, kafir, yaratık, tutsak muamelesi görüyorsunuz.

ALENEN SOYUYORSUNUZ

Yoksul halka alenen yalan söylüyorsunuz, yoksul halkı alenen soyuyorsunuz, yoksul halkı alenen ekran ve medya marifetiyle kullanıyor aşağılıyorsunuz, sonra da halk bizi seviyor, diyorsunuz, bu riyakar soyguncu paso yalancı heriflere karşı iki laf edecek gücünüz sesiniz yeriniz var mı, nedir bu, kafir, yaratık, tutsak muamelesi görüyorsunuz.

 Yazmış çizmiş güya okumuş yüzlerce liberal kılıklı herif de durmaksızın her gün ama her gün ‘bu yalanları’ hala kahkahalar atarak pompalamaya devam ediyor, tarihlerde görülmemiş bu yalanların tek bir tanesine karşı itiraz yükselttiğinizde ciddiye alınıyor musunuz, başka türlü düşününler de var bir kez olsun deniliyor mu, hayır, nedir bu, kafir, yaratık, tutsak muamelesi görüyorsunuz, yalılarında sağ iktidarları elli yıldır destekleyip elli yıldır gel keyfim yaşayan insanlar bu yalanların hiçbirinden utanmıyor, eşek kadar adamlar şimdi yalılarından çocukça mezeler gibi dillerini çıkartıp dalga geçiyor sizinle.

Ve bütün bu sahtekarlıklar hukuksuzluklar her gün her saat size ekrandan gazetelerden dayatılıyor, başınıza kafatasınıza indiriliyor, itiraz edebiliyor musunuz, hayır, başınıza indikçe bu balgamdan sahtekarlıklar, böcek gibi eziliyor, her gün kendinizi daha çaresiz hissediyorsunuz, nedir bu, kafir, yaratık, tutsak muamelesi görüyorsunuz.

 Hoca, çocuğunu okutmuş, mezun olmuş çocuğu, önünde eşek arkasına geçmiş köye dönüyor, hoca çocuğunu karşılamış, oğlum, ben seni okuttum sen hala eşeğin peşinden gidiyorsun. Bu kadar akademi bu kadar profesör yetmiş yaşına dayanmışlar hala bir eşeğin peşinden gidiyor, bir sıkılmaları bir utanmaları mı var, nedir bu, sizi kafir, yaratık, tutsak, eğlencelik şempanze yerine koyuyorlar.

İşte hukuk arşivleri ortada, çağın en usta hilekarları bütün çağlarda hiç görülmemiş en büyük sahtekarları, her gün eşeğin peşinde yazıyor çiziyor göbek atıyor eğleniyor dalgasını geçiyor, nedir bu, sizleri zırnık ciddiye alıyorlar mı, sizleri bir yurttaş bir insan yerine koyuyorlar mı, sizleri birazcık olsun yurttaş yerine koyduklarını gösteren bir tanecik numüne olsun jestlerini eylemlerini hiç zırnık gördünüz mü, nedir bu, hepimizi kafir, yaratık, tutsak, kuyruğuna sandık takılmış kedi gibi görüyorlar.

 Söndürün elektrikleri, başkan nasılsa bizden, son kararı nasılsa o verecek, yazın doldurun tutanakları, İçişleri bakanı sabahın dördünde bassın seçim kurulunu, Anadolu Ajansından seçim kurullarına kadar tıklım tıklım adamlarımız, kapıya yığılan kalabalıklar olursa, kesin yolları, getirin tomaları, sıkın zehirli gazları. Sizin şikayetlerinize dilekçelerinize feryatlarınıza ağlamalarınıza haksızlık karşısında feveran etmelerinize, ciğerlerinize zehirli gazdan kafanıza mermi kapsüllerinden başka ne yaptılar? Bir de ekrana çıkıp sırıtarak yediğiniz gazla mermiyle dalgalarını geçtiler, nedir bu, bizleri insan yurttaş yerine mi koyuyorlar, itiraz ettiğiniz de atın içeri alın içeri, susturun şunu’dan başka, çünkü bir kere iktidarı devlet aygıtını ele geçirdiler, talanla yağmayla kışkırtmayla tezgahla dümenle işbirliğiyle bin türlü hukuksuzlukla saltanatlarını sefa süre süre yaşıyorlar…

 Bir çapulcu sürüsü olsa soyar dağıtır talan eder ama gelir geçer, bir Moğol sürüsü olsa yakar yıkar ama bir gün biter.

İŞGALİ BAŞARDILAR

Türkiye’yi bu hale kimler getirdi, dış düşmanlar mı, içerdekiler mi?

 Türkiye’nin direnen güçlü bir halkı var, ancak ‘içerden’ işbirlikçilerle bu ülkeyi paramparça ederiz dediler ve başardılar.

 İçerden işbirliğiyle tereyağından kıl çeker gibi kolaylıkla bu işgali başardılar.

 Söylediklerim yazdıklarım kayıtlarda, bu Ergenekon-Balyoz işgal sürecinde yıllardır ne diyorum, asker, medya, yazar, ne varsa bitirecekler ve sıra CHP’ye gelecek, dedim, hedefleri, direnen geri adım atmayan bu onurlu yüzde 30’un işini bitirip dağıtmaktır.

 Çıkardıkları bir ders vardı, ‘oyun’u ‘içerden kuracaksın.’.

 ‘Dağıtma parçalama’ işini ancak içerdekilerle yapılabilir.

 İçerden birileri devreye sokuldu, başımıza tayin edildi, seçmenin midesinin kaldıramayacağı adaylar gösterildi, seçmenin coşkusu sevinci elinden alındı, bu büyük tezgahı kurabilmek için tek kurnaz planları ‘başka parti mi var mecbur verecekler’, halkın başka çıkışı olmadığı için fare kapanını tek çıkış deliğine pusu kurdular.

 Şimdi hepimiz bu adaylar gösterilmeden önceki günlerdeki coşkunuzu sevincinizi arar olduk.

 Ve şimdi, bütün bu sahtekarlıklar hukuksuzlar .bizi böcekleştirmek direncimizi iyiden iyiye kırmak yıkmak hepinizi depresyona umutsuzluğa sürüklemek için hergün TV’lerden kustukça kusuyorlar.

BİZE ŞEBEK MUAMELESİ GÖSTEREN BU İKTİDARDI

 İçerden tezgahla sızıp bizi dağıtanlar, bu büyük depresyon karşısında çıkıp bir küçük özür mü diledi, bir küçük açıklama mı yaptı, onlar da zorba iktidar gibi bizimle dalgasını geçiyor, zübük politikacılar gibi hala utanmadan oyumuzu çoğalttık diyorlar.

 Bu şaibeli adaylar gösterilmeden önceki günlerimizi hatırlayın, bağımsızlık diyorduk, elimizde bayraklar, sokaklarda, başınız dik, kendinize güven’le umutla yürüyorduk.

 Nerde ‘sevdamız’, bizi kimlere dövdürdüler, bizi kim dağıtıp parçaladı, heyecanlarımızı kimler elimizden aldı.

 Birkaç güne kalmaz yine o içerdeki şaibeli adamlar tarafından yine ‘oyları bölmeyelim’ masalı yazıları başlar, ey seçmen, o şaibeli ağbilerin oylarını yine bölmeyin, yine gidin, yine dövülün, aferin hepimize.

 Bizi insan yerine koymayan bize kafir, yaratık, tutsak, şebek muamelesi gösteren bu zorba işgalci hukuksuz iktidardı, şimdi, bizi insan yerine koymayan, bizi böcekleştiren, bize ‘zavallılar, başka çareleri yok ki mecbur oylarını bize’ verecekler, deyip bizlerle dalgasını geçenler o şaibeli ağbiler.

 Buradan bu sütundan defalarca, yenilirseniz kendi adamlarınız kendi seçtiklerinizle ‘onurunuzla’ erkekçe yenilin, dedik.

 Şimdi cemaatle işbirliği gibi alçakça, el altından dizaynlar gibi şerefsizce şaibelerle ‘onursuzca’ bir mağlubiyetin içindeyiz…

SADECE SANDIKLARI DEĞİL ONURUMUZU DA ÇALDILAR

Sadece sandıkları çalmadılar, sokaklarda Silivri kapılarında tarihlerde görülmemiş bir cesaretle direnen ayakta duran meydan okuyan onurumuzu şimdi kahkahalarla elimizden alıyorlar.

 Daha da feci olan ‘öfkemizi’ kaybediyoruz.

 İkibin ayakkabısı olan başkan adayını genel başkan yardımcın kolundan tutup ekranlarda Türkiye’ye takdim ederken ‘emek hareketi başlamıştır’ diyordu.

 Bu orantısız ölçüsüz yılışık siyasi çalımların sahtekarlıkların hepsinden şimdi gübre kokusu geliyor, Anadolu’da fışkı derler buna, bu fışkıyı kim yedirdi bize.

 Eroin bağımlısı gibi hepimizi bu fışkı yedirenlere göbeğimizden hangi siyasiler kim bağladı.

 Tertemiz ve uygar vicdanınızla kimler oynadı?

 Avukatları ve bir avuç soylu yazarı Ergenekon-Balyoz tezgahını paramparça edip ve halkı arkasına alıp seçim öncesinde getirip CHP’nin önüne koydu. CHP bu muhteşem onurlu zaferi ne hale getirdi? Kitleler kendi özgürlüklerini sokakları yırtarak çoğaltıp getirip seçim öncesinde CHP’nin eline verdi. Nerde bu meydanları yırtan onurlu güç. CHP’de kimler bu muhteşem direnen güç’ü buruşturup sümük gibi fırlattı.

 CHP tozpembe rüyaları kendi seçmeninden alıp, hukuksuz, hepimize yaratık, kafir, tutsak muamelesi yapan zorba iktidarın eline verdi.

 Gezi parkı eylemlerinde ‘korku yer değiştirdi’ dedik, şimdi, CHP’nin şaibeli seçim ittifaklarıyla ‘rüyalar’ ‘hayaller’ el değiştirdi.

 Rüyalar hayaller yeniden hukuksuz, işgalci, işbirlikçi, zorbaların eline geçti.

 Başlayalım yazımıza.

BAHARAT SATAN HİNT DÜKKANLARI

 Gerçi bizim eski çarşılarımızda da kısmen öyledir ama, New York’ta baharat satan Hint dükkanlarının olağanüstü bir büyülücülüğü vardır.

 Mesela, baharat çuvallarında etiket bulunmaz. Sonrasında, bu baharatlar kiremit tozu mudur leblebi tozu mu öğütülmüş mercimek mi bilemezsiniz.

 Ama hepsinin onulmaz şifa kaynağı olduğuna inandırıldığın için, neyin neye iyi gittiğini hiç bilmediğin için, satıcının ağzına bir mabet suskunluğuyla bakakalırsın.

 Satıcı aslında basit düz bir üçkağıtçı ama tarihin Lokman Hekim’i gibi görünür gözüne.

 Bilinmez dünyaların büyük keşfine hayatın neşe sağlık kaynaklarını bulmuşsunuz gibi el pençe divan şifa baharatının hikayesini dinlersiniz, bilimin dahi ulaşamadığı en gizemli sağlık kurtuluş reçeteleri gibi bir intiba yaratırlar üstünüzde.

 Satıcı çok kararlı ve kendinden çok emin ifadelerle, hangisini ne kadar suyla ne kadar süre kaynatacağının tarifini yapar, ve yüz gram bir kese kağıdına doldurduğu baharata, araba taksidi kadar parayı hiç pazarlıksız basıverirsin.

 Oysa aldığın leblebitozudur, o Hintli satıcı, gerçek bir su götürmez şarlatan, üç kağıtçıdır.

 New York’ta o aynı Hintli dükkanların birkaç km. uzağında başka bir sokakta…

 Yine doğu’dan gitmiş CHP’li heyete.

 Birileri, 17 Aralık’ta leblebi tozuyla karışık hikayeler satacak, satıcı kendinden emin,  soruşturmalar başlayacak, içine tarçın karıştırılmış savcılar iktidarın bakanlarını yakalayacak, siz de bu öğütülmüş mercimeği sabah akşam içecek, ve iktidar olacaksınız, hadi ŞİFANIZ OLSUN.

BİZ NİYE KANIYORUZ

 Bir senaryoya, bir hikayeye neden kanarız?

 Bir ‘hikaye’ye kanıp kanmama ciddi bir ‘zeka’ ‘kişilik’ sorunudur.

 Hadi diyelim bir ‘senaryoya’ içimizden birkaç şapşal kanabilir, biz niye kanalım.

 Bizim bir diplomatik politik parti devlet tecrübemiz hiç yok mu, bu Hintli satıcı gibi güya sakin ve kendinden emin konuşanları, bin türlü iç karışıklık ve darbe tecrübelerimizden daha önceki türlü siyasi felaketlerinden hiç mi tanımıyoruz?

Bir Hintli satıcı batılıya egzotik çok uzak yabancı gizemli mistik gelebilir.

  Ama biz zaten bu doğu ülkesinde tarihler boyu bu ‘üfürükçüler’le iç içe yaşıyoruz.

  Üfürükçü’nün adı: falan düşünce kuruluşu, olunca değişen ne olur?

  Hintli satıcı gibi konuşan istihbarat şarlatanının ABD iktidarıyla yakın oluşu mu, bizi cezp edip tav oluyoruz.

O çok bilmiş hikayeler istihbaratlar satan insanlar sizden bir gün sonra da Guentamalılar’a Ugandalılar’a Taylandlılar’a aynı derin leblebitozu hikayelerini kese kağıda sarıp satıverdi.

Çünkü batıdışı topraklarda (Rusya, Çin hariç), Hint baharatı gibi büyüleyici hepimizin aklını başından alan bir ‘mal’ var.

 Bu malı Amerika satıyor. İçinde jeo-stratejik öğütülmüş mercimek, içinde istihbarati nohut ezmesi, içinde ‘arkanızdayız’ fasulyesi, içinde ‘duruma hakimimiz’ kiremit tozu, içinde mantar küfünden ‘öngörüler’.

 Ve bu düşünce kuruluşu piyasası satıcılarının Hintli satıcılara en çok benzeyen yanı, malların üstünde ‘etiket’ yok, çünkü bu piyasada ülkelerin bir maliyeti yok, bu piyasada sadece ‘işbirlikçiler’ ‘istihbaratlar’ ‘adamlarımız’ ‘kiremit tozları’ ‘şeker boyaları’ var.

 Ve tıpkı o Hintli satıcının kendine güya güvenli ve sakin konuşması gibi, hikaye içine gizlenmiş ‘direktifler’ ‘iltümatonlar’ ‘emirler ve görevler’ var.

 Gidin ve bu hikayeyi sabah akşam kaynatın, suyunu da halkınıza içirin.

 Şu Beyoğlu’nda tarot falı açan yeniyetme kızlar gibi, hikaye anlattığı masada gizemli birkaç eski garip desenli örtüyle güya ortaçağ imgeleriyle kendince bir atmosfer yaratır.

 Hikaye, kravatlı ve düzgün traşlı adamlar ve üç kuşak sığır eti yiyip suratları uzamış Amerikalılar tarafından öyle kararlı anlatılmıştır ki, alerji yapar mı, ters teper mi, yan etkileri olur mu, diye bir sual dahi soramazsınız, atmosfer demeyelim, ‘ambience (ambiyans)’ sizi esir alıp susturmuştur.

 Hintli dükkanların olduğu karanlık izbe dumanlı gölgeli küflü nemli egzotik çarşılarda da aynı hava hakimdir, hatta satıcının içerde dükkanın karanlık derininde oturan bir de büyükbabası vardır, sizi inandırmak için bazen ona da danışır, dünyanın bütün şifası burada gibi.

HİNT KINASI ALSAYDINIZ LAZIM OLURDU

 O toplantı odası, o konuşmacılar, o konferans sonrası kulaktan kulağa ikili fısıltılı ayaküstü görüşmeler, gazetecilerin ünvanları takdimleri, politikacıların eski görevleri ayaküstü takdimleri, hepsi, taşralı acemi politikacılar için büyüleyici bir atmosfer yaratır.

 Dünya buradan yönetiliyor düşüncesi hakimdir. Siyasi dehlizlerin yüze yüze dibini bulduk, düşüncesine kapılırsınız, gerçek ise, denizlerimizin yavru embriyon türü bir ‘sipsi’ balığısınız ‘balinaların ağzına’ düştünüz.

 Gerçek, Hintli satıcıyla, o düşünce kuruluşunda konuşan görüşen, ABD yönetimine güya yakın alevera dalevara istihbarat soslu birkaçı emekli, bir kaçı bu işlerden para yiyor, bir kaçı bazen bir yerlerde yazar, bir kaçı yukarlardan birilerini bir zaman tanımıştır, birileri otuz yıl önce Dışişleri’nde kırk ikinci sırada danışmanlık yapmıştır, işte bu adamlar arasında hiçbir fark yoktur.

 Bu adamlar hangi olgun kibar bilgiç ses tonuyla size ne kadar ‘leblebitozu’ sattı bileniniz var mı, hangi şifaya hangi yaraya aldınız, hiç değilse bir kesecik de Hint Kınası alsaydınız, bak lazım olurdu.

 Şimdi size maliyeti, etiket fiyatının çok ötesinde, milyonlarca dirençli onurlu seçmenin hayal kırıklığı…

 Yan etkileri: Düş bozukluğu. Rüya görememe. İktidarsızlık. Halsizlik. Gittikçe ağırlaşan kaygı. Karardığını tüylendiğini böcekleştiğini sanan milyonlar.

 Üstüne, bir de, anketçilere şifacılara yalakalara reklamcılara dağıtılıp çarçur edilmiş milyon üstüne milyon dolarlar.

 Hint satıcılar ya da think tank denilen yarı politikacı yarı gazeteci yarı istihbarati düşünce kuruluşları, bilin bakalım en çok kimlere mal satar, en devamlı tiryaki müşterileri kimlerdir:

 Kendine Güveni Olmayanlara.

 Kendinden kuşku duyanlara.

 Ey okuyucu ey seçmen, İstediğin kadar yırtın, siyasilerimiz bu satıcılarla aralarına on yıllardır ‘teleferik’ kurmuşlar, ülkenizde taş üstünde taş, zırnık merhamet kalmamış etnik milliyetçilik vahşi sultanlık kurmuşsa hepsi bu teleferik yüzünden.

 Ki, bir yazar olarak, en çok üzüldüğüm, satılan hikayelerin içinde ‘ülkeniz’, o satıcıların elinde şu kelimelerle geçiyor: bölge, geçiş bölgesi, alan, petrol havzası, çatışma alanı, sınır bölgesi…

Utanmıyor musunuz?

 İnsan bu hikaye raporları okuyunca, hikayenin konusu ne olursa olsun, şöyle sormaz mı, burası ‘bölge’ değil, bir vatan, bağımsızlıkla kazanılmış bir Cumhuriyet.

 Ülkemizi bölgeleştiren, toprağımızı arazileştiren, hepimizi aletleştiren ve hepimizi mezhep etnik çatışma tefine koyup onyıllardır çalıp oynayan bu raporları ciddiye alıp büyük derin politikalar haline getirenlerden söyleyin ne zaman nasıl kurtulacağız?

Nihat Genç
Odatv.com

 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık