KARDANADAM

FIRTINA(LAR) VADİSİNDE ÇOCUKLUĞUM -1- ... 17.03.2015


KARDANADAM
17 Mart 2015 Salı 08:27

FIRTINA (LAR) VADİSİNDE ÇOCUKLUĞUM-1-   …       17.03.2015

Şairin dediği ;

‘’Hani  ay herkese gülümserken

Mevsimler kimseyi dinlemezken

Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken’’

tadında zamanlardı  fırtına vadisinde çocukluğum.

Tahta arabalarımızla  patikalardan aşağıya kayardık,elimizde bir parça ekmek didi nanalarımızın kapılarına dayanırdık, üzerine tereyağı sürsünler diye, tahta arabaların tekerleklerine tereyağını yedirince hız ikiye katlanırdı.

 Yaydığı enfes kokulardan yüzlerce metre öteden anlardık,bizim çocukların hangi bostanı basıp ‘’şukka’’ (salatalık )partisi verdiğini .

O bitip tükenmek bilmeyen yağmurların ardından vadide suyun ne kadar büyüdüğünü ilkönce uğultusundan çözerdik,

uğultunun sesi çok kalınsa ve içinden çarpışan taş sesleri geliyorsa,su vadiyi kaplamıştır derdik ve koşardık en iyi görüntünün olduğu yerlere, hiç yanılmazdık,

çünkü biz oraya aittik,bir kuş ötüşünün,rüzgar esintisinin,bir yaprak hışırtısının, suyun uğultusunun,ne anlama geldiğini bilirdik.

En sevdiğim yerdi dedemin evi, mutfak kapısını açınca,fırtına vadisini kucaklayabilirsin duygusu sarardı.

kapı kenarında yanan kuzinenin titreyen alevlerinin kıpırtısında , radyodan yayılan uzun dalga türkülerin tadına karışırdı vadinin akan türküsü, içim huzurla dolardı o elektriğin olmadığı zamanların akşamüstlerinde.

Hele izni kopardık mı evden, bazen de kaçardık tabi ,uçarcasına koşardık patika yollardan aşağıya vadinin kenarına,

Sonra suyun küçük kollarında taşların altından el yordamıyla tutardık kırmızı pullu alabalıkları, evden getirdiğimiz yeşil soğan,köy ekmeği ve açık ateşte kızaran kırmızı pulluların arasında lezzetten örülü  büyülü bir ilişki vardı, su olup tatları birbirine akmış gibi ,biri olmadan diğerleri anlamsızlaşırdı.

Ve bir gün yine, evden kaçak zamanların  birinde,vadide bir kızılağacın tepesinde üzüm baskınındayken,

uzak aşağılardan korkutucu mekanik sesler geldi kulağımıza , koştuk baktık dev gibi makineler çalışıyordu vadinin içinde ,sorduk yol yapılacak dediler,

O an  çocuk yüreğimin derinlerinde bir duyguyu yitirdim,bir yabancılaşmanın uzak ayak sesleri yankılandı ,bir resim kayboldu siyah beyaz renkleriyle içimden, makinelerin kolları vadinin göğsüne  değil en naif anılara uluorta dalarken.

Sonra dev kayalarla  etrafı çevrildi özgürlüğü alındı,

fırtınalardan sonra kopan sesinin doğallığı kayboldu mekanikleşti, tıpkı onu boğazlayan makineler gibi.

Binlerce yıldır bir bilge inceliğiyle kurduğu dengesi sarsıntılar geçirdi. başında suyu,sonunda kumu,talan edilerek yağmalanmaya  başlandı,

Sonra her taşın altından balıklar,su semenderleri,ismini bile bilmediğimiz o muhteşem kuşlar uçup gittiler,dönmemek üzere,

Peşinden başı göklerde kiraz ağaçları gitti ,o muhteşem tatlarıyla karayemişler,kızılağaçlara sarılı kömür karası üzümler, didi nanalarımız gitti biz öksüz kaldık  ekmeklerimiz yağsız kaldı  ,dedelerimiz gitti tahta arabalarımız ustasız kaldı, babalarımız  gitti çocuk yüreklerimiz yetim sahipsiz kaldı.

Huzur her aklıma düşünce,o kapının önünde oturuyor buluyorum kendimi, eski bir radyodan gelen ’’ Hani biz kimseye küsmemiş,hani hiç kimse ölmemişken,eskidendi çok eskiden’’  ezgisinin nağmelerinde ,bir tren geçiyor yüreğimin raylarından, fırtına (lar) vadisinin sularından kayıp denizlerle karışıyor,eskidendi diyorum çok eskiden….

 

kardanadam_53@hotmail.com


YORUMLAR
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık