PROF.DR.KORKUT BORATAV

İKNA DEĞİL İSPAT GEREKİR..


PROF.DR.KORKUT BORATAV
4 Nisan 2014 Cuma 22:42

Türkiye ilk defa bir seçime girmiyor. Onlarca genel, bir o kadar da yerel seçimlere sahne olmuş olan Türkiye'de, bu seçim öncesinde gördüğümüz kadar siyasi saygısızlık, usulsüzlük, hatta hukuksuzlukla karşılaşmadık. İşler artık tamamıyla kontrolden çıkmıştır. Seçim propaganda araçları duygu sömürüsü olmanın da ötesinde, iktidar kadrosunun derin korkusunun dışa vurumunu yansıtmaktadır.

Dört eski bakanla ilgili Sayıştay fezlekesinin mecliste görüşülmesi önerisinin AKP milletvekillerinin oyları ile reddedilmesi iki konuda kesin kanıttır. Birincisi, bu davranış AKP grubunun ilgili kişiler hakkındaki kuşkusunu yansıtır, zira aksi durumda fezlekelerin görüşülmesine izin verilerek, hem söz konusu dört eski bakan aklanır, hem de bizzat AKP temize çıkmış olurdu. İkincisi, muhtemelen emir doğrultusunda yekvücut muhalefetin önerisine karşı çıkmış olan AKP milletvekilleri, bu davranışlarıyla ne denli bağımlı ve demokrasi kurallarına aykırı davrandıklarını ortaya koymuş oldular. Tevekkeli değil, başbakan muhalefet liderine çatarken, daima "iki koyunu dahi güdemez" ifadesini kullanmaktadır!

Ortaya saçılmış bu denli vahim bilgiler karşısında, kuşkulu olan siyasiler ve bizzat parti hem kendilerini hem de örgütü aklamak zorundadır. Gerekli aklamanın tek yolu ise, iddiaların asılsız, tapelerin ise montaj olduğunu ileri sürmek değil, bunların geçersizliğini yargı önünde kanıtlamaktır. Bir siyasi liderin ya da örgütün bir suç yumağına girmesinin içte ve dış dünyada fevkalade iltisaklı sonuçları oluşur. Böyle bir olay içeride derin ahlak yozlaşmasına yol açarken, dış dünyada da ülkenin prestij kaybına uğraması yanında, lideri ve örgütü, içte kaybettiği prestij derecesinde dış güçlerin emrine amade hale getirir. Bu itibarla, ülkenin çıkarı açısından, böylesi durumlara sistemin müdahale kanallarının açık olması ve işletilmesi kaçınılmaz zorunluluktur.  

BU İLİŞKİNİN HİÇ BİR KARMAŞIK YANI YOK

Toplumuz, kişisel ve örgütsel hırs ve korku neticesinde çok tehlikeli bir yola sokulmuştur. Bu gidiş durdurulmadıkça, içeride kutuplaşma, dış dünyada ise itibarsızlaşarak, denetim altına alınma konumuna doğru hızla yol alınmaktadır. AKP ile, paralel devlet yapısı olarak nitelenen cemaat yapılanması arasındaki ilişkinin hiç bir karmaşık yanı yoktur. Bir defa, AKP bir siyasi parti olarak görülmeyip, yarım asırdan daha uzun süredir Türkiye'yi dincilik ve tarikat ağına alma girişimlerinin son noktasında, belki de kamilleşme aşamasında süzülerek siyasi parti görünümünde ortaya çıkmış  temsili yapıdır. Bu anlamda AKP ve Gülen cemaati, bir tür koalisyon, bir bütünsellik içinde, aynı vücudun gövdesi ve siyasal işlevsel uzuvlarından başka bir şey değildir. Dokunun arkasında ise emperyalist güçlerin olduğu kuşkusuzdur. Öyle anlaşılıyor ki, emperyalist hegemon AKP'yi ya da liderini, İsrail'e karşı takınılan tavır, İran'la ilişkiler, NATO'nun karşı çıkışına rağmen Çin ile girişilen müzakereler ve benzeri konularda sorunlu görmekte ve toplumun organik tabanına kısmen oturmuş olan doku yardımı ile siyasi ajanı elimine etmeye çalışmaktadır.

  Bu görüş doğru ise, AKP'nin İstiklal Marşı ya da bayrak görüntülü imajlara yönelmesine hiç gerek kalmadan, politika ve uygulamalarının emperyalist hegemonun çıkarı aleyhine ve ulusal yarara uygun ve egemenlik hakkının kullanılması doğrultusunda olduğu savunusu ile halkı arkasına alıp, "dursun bu hayasızca akın" dizesini halkla beraber haykırabilirdi. Bunu yapamazdı, çünkü AKP IMF emirlerine uyarak, yabancı sermaye ve serseri finans kapitalin ülkeye hayasızca akınına ve toplumu soymasına izin verdi. Keza AKP, hiç sıkılmadan ekranlarda yansıttığı,"Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı! / Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı" dizelerinin aksine, yine IMF emirlerine uyarak, ulusun birikimi olan çok değerli varlıkları yok denecek pahayla yabancılara peşkeş çekerken toprağın altında yatanların kemiklerini sızlattı. O yüzden, özelleştirme uygulamalarını zirveye taşımış olan AKP milleti arkasına alarak emperyalizme karşı topyekun savaşa giremezdi. Zaten ulusal bağımsızlık simgelerinin reklam olarak kullanılması da, bizatihi bilinç dışı bağımlılık kabulünün kusuntusudur.  

CEMAAT AKP KARŞILAŞTIRMASI DOĞRU DEĞİL

Öyle anlaşılıyor ki, gerek cemaat gerek AKP ve başbakan bir çamur üzerinde çırpındıkça batmaktadır. Diğer bir deyişle, bu görüş bizi, cemaat yapılanması ve onun siyasi örgütü olan AKP'nin, bir yandan emperyalist hegemonun Ortadoğu projesinden, diğer yandan da, ülke yararı aleyhine, sıkışan dünya kapitalizmine nefes aldırmadan sorumlu ajanlar algılamasına taşır. Bu nedenle, Türkiye'nin selameti açısından cemaat mi, yoksa AKP mi karşılaştırması doğru olmayıp, her ikisine de gerekli ders verilmelidir. Toplumla organik bağını oldukça genişletmiş, hatta kamu kurumlarına oldukça yerleşmiş olan cemaat yapılanması terk ettiği AKP'nin ikamesini kısa sürede sistem içinde bulmada hiçbir zorlukla karşılaşmayacaktır. Hal böyle olunca, önümüzdeki seçimde ve seçimlerde, sistem içi parti tercihinin sistem seçimi ile ikamesi zorunludur. Ancak, dünya ve iç sistem dinamikleri açısından bu tercihin gerçekleştirilmesinde yeise kapılmadan amacı ısrarla sürdürmek nihai başarının kaçınılmaz koşuludur. Umalım ki, sakin ve basiretli toplumsal vicdanla ülkeyi kurtarır,çamura saplanmış siyasilere dahi makul bir çıkış yolu gösteririz!

Prof. Dr. İzzettin Önder

Odatv.com


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık