MEHMET C.PEKER

Katılımcılık ve Temsiliyet.


MEHMET C.PEKER
20 Ocak 2015 Salı 01:18

Ben Türkiye’de bir vahada yaşıyorum; seçmen sayısı yaklaşık 100.000 olan ve son yerel seçimlere katılanların CHP li adaylara % 87 oy verdiği Ankara’nın her bakımdan en özel vahasında. Bu yerleşim bölgesinde sözünü ettiğim % 87 yaklaşık 76.000 seçmen demek.

Semtimiz ile ilgili değerlendirmemiz gereken diğer rakamlar ise şöyle; CHP Çayyolu temsilciliğine üye sayısı yaklaşık 1.750, temsilcilikteki yönetim kurulu üye sayısı 25 ancak herhangi bir etkinlikte “aktif” katılımcı sayısı ise 50’yi aşmıyor.

Bunun sonucu olarak Çankaya’nın nüfusunun yaklaşık % 20 sini oluşturmamıza rağmen 40 kişilik Belediye Meclisinde sadece 2 veya 3 kişinin Çayyolu’lu olduğu ifade edilebilir, onların belirlenmeleri de Çayyolu semtinde yaşayan parti üyelerinin veya gönüllülerinin inisiyatiflerinin tamamen dışında oluşuyor.

Her yer aynı demeyin lütfen burası; her türlü birikimi, 30 dan fazla Sivil Toplum Örgütü ve Platformu olan, Kooperatifçiliğin en başarılı dayanışma, üretme, paylaşma örneklerini uygulamış, ortak fayda ve birlikte mutlu olma keyfini yaşamış on binlerce kişinin yaşadığı Çayyolu.

Özetlersem; eğitim ve kültür seviyesi her yerdeki ortalamanın üstünde olan 150.000 kişinin yaşadığı semtimizde, nerede ise herkes her şeyin farkında, kendince duyarlı ama katılmıyor, birileri bizleri temsilen sitelerimizi, mahallelerimizi, derneklerimizi, ilçemizi ve ilimizi yönetiyor.

Aslında umursamadığımız “katılmak” fiilinin gerçekleştirilme seviyesi “temsil”in de kalitesini belirliyor ve yönetiliyoruz. …

12 Aralık tarihli denememi “bize rağmen bizim için” çelişkisinin çözülmesine “Katılımcılık ve Temsiliyet” kelimelerinin tartışılması ile başlamak katkı sağlayabilir mi? diyerek sonlandırmışım.

Bence evet. Yönetim süreçleri kalitesine etkimizin olabilmesi için; Katılımcılık ve Temsiliyet kelimeleri ile ilgili daha yüksek sesle düşünmeye devam etmemiz gerekiyor.

Temsiliyet; “herhangi bir sürece bir grup insan adına katılan kişilerin, o grubu ne denli temsil ettiklerinin ölçüsüdür” diyebiliriz diye düşünüyorum yani temsiliyet önemli ve hassas bir konu.

Sanıyorum, şu gerçeği de görmek durumundayız: katılım arttıkça temsiliyet önce değerli oluyor sonra da önemini yitiriyor. Başka bir deyişle, herhangi bir çalışmaya ilgili kitlenin büyük bir kesimi doğrudan katılıyorsa, ortada herhangi bir temsiliyet sorunu olmuyor.

Yani, sorunun yükünü, suçunu, günahını  temsiliyete havale etmek kolaycılığı yerine “yönetim süreçlerine sistemleri ve alışkanlıklarımızı zorlayarak katılımlarımızı” değerlendirmemiz gerekiyor.

“Farkındalık ve duyarlılık” kelimeleri ile yetinip “temsilcileri suçlayarak” tatmin olmak yerine KATILMAYI denemek, zorlamak zamanı gelmedi mi, sizce?

Evet dediğinizi duyuyorum, bence de zamanı. Kimi zaman ilgisizlikten, kimi zaman umutsuzluktan, kimi zaman da baskıya ve/veya kovuşturmaya uğrama korkusundan dolayı bizleri ilgilendiren süreçlerin dışında kalmayı yeğlediğimiz her sürece ARTIK daha fazla KATILMALIYIZ.

Değerli İlhan Tekeli hocamız “katılımcılığın içinde kaçınılmaz bir kendini ayağa kaldırma olgusu söz konusudur” demiş.

Ben yarın sabah CHP Çayyolu temsilciliğine tekrar gidiyorum. Sizler de “kendinizi ayağa kaldırıp” yüreğinizin götürdüğü yere gitmeye ve katılmaya hazır mısınız?

Selam ve sevgilerimle,

 

 


YORUMLAR
  • yorum2015-01-20 11:44:01Sinan Kayalıgil

    Ellerinize sağlık Sayın Peker.
    Belki doğru soru sorarak katılımcılıktaki zorlukları daha kolay aşarız.
    Katılımcılığı algılarda zora sokan 3 nedeni sormak bana doğru soru örneği gibi geliyor.
    Bence
    1- Katılımcılığın gerektirdiği uzlaşma ZORdur algısı
    2- Katılımcılık sorumluluğu da getirir, bu da ZOR algısı
    3- Katılımcılık diğerlerinin içtenliğine güven duymayı gerektirir, bu da ZOR algısı

    Teşekkür ederim.

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık