ENBİYA KIRALİ

SAVAŞ VE GİTTİKÇE UZAKLAŞAN BARIŞ


ENBİYA KIRALİ
27 Temmuz 2015 Pazartesi 21:04

Gittikçe genişleyen emperyalist pazar, yine emperyalistler arası  sözüm ona adil bir paylaşımı gündeme getirmektedir.Geçtiğimiz yüzyıl paylaşım; çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde başlatılmıştı.Emperyalistler, sırf kendi aralarında yürüttükleri mal kavgası yüzünden, koca İmparatorluğu bir türlü adil (!) olarak bölüşemediler.Bu zaaf;İmparatorluk coğrafyasında bir takım sınırları cetvelle çizilmiş devletçikler yaratırken, aynı zamanda mili devletler doluşturmuştur.Paylaşım istenildiği gibi gerçekleşmeyince bu hesaplaşa gelecek yüzyıla ertelenmek zorunda kaldı.

Sayılı günler kolay geçer,nitekim öylede oldu ve gün gelip çattı.Geçmişte Osmanlı İmparatorluğu’nun başına üşüşen emperyalist çakallar, bugün de Orta Doğu coğrafyasına tam donanımlı olarak konuşlanmışlardır.Bugünkü savaşın  ana ekseni; enerji olarak belirlenirken, bizim bundan kastımız sadece petrol olmamalıdır.Petrol;çağımızda (Elektronik) artık seçeneği olmayan tek enerji kaynağı değildir.Peki bu uluslar arası çakalların derdi nedir?Çok ilginç,bütün fırtına;belki de her şeyden habersiz kendi mecrasına doğru özgürce akmaya çalışan, “Dicle-Fırat” suları için koparılmaktadır.Ülkenin diğer su kaynaklarına el koyma politikalarını şimdilik bir tarafa koyarsak, Türkiye,Suriye ve Irak üçgeninde yaşananlara kısaca bir göz atalım:Emperyalistler çok akıllıdır fakat bir o kadar da kördürler.Sınırlarını cetvelle çizdikleri halkların gücünü hesap etmede yanılmışlar;küçücük karelere hapsedilmiş halkların bir gün bu çeperleri paramparça edebileceklerini hesaba katamamışlardır.

Aynı coğrafyada yaşayan kırk milyon Kürt, çirkince kuşatılmış bu topraklarda kendi geleceğini ararken,bölgenin de geleceğini belirlemede ana aktör olduğu yadsınamaz bir gerçektir.Emperyalist çakallar bunun şiddetle farkında olduklarından, Kobani de, Kuzey ırak’ta ve Türkiye de Kürt halkının üzerine çullanmışlardır.Yerli gericilik, bütün bu saldırılarla yetinmezken, ülke çapında başlattığı genel saldırılarla devrimci güçlere ağır darbeler vurmaya çalışmaktadır.AKP hükümeti, bu saldırıyı yıllarca koruyup kolladıkları kendi taşeronları “IŞİD’e karşı mücadele” bahanesi ile yapmaları, onların çirkin ve ikiyüzlü politikalarını ortaya koymaktadır.

Bölgede böylesine savaşların çıkacağı aslında kimsenin meçhulü değildir:Ta iki binli yıllarda İngiliz/ABD/BM istihbarat raporları, bölgede “Su Savaşları”nın çıkacağını yazmıştı.Hatta Irak ve Suriye’nin yine Dicle-Fırat yüzünden Türkiye’ye saldırabileceğini bile dünyanın yüzüne baka baka söylemişlerdir.

Bu anlamlı gelişmelerin ışığında bakıldığında, bölgenin en etkisiz aktörü olarak Türkiye göze çarpmaktadır.Bunun birkaç nedeni vardır:Öncelikle Türkiye, 1999 yılında yaptığı bir anlaşma ile Dicle-Fırat   üzerinde ki haklarını beş Avrupa ülkesinden oluşan bir konsorsiyuma  devretmiş (AB’ye girme koşuluyla) ve sular üzerinde yeni  tasarruflarda bulunmayacağını taahhüt etmiştir.Türkiye’nin yabancı topraklardan denize dökülen akarsular için bir politikası olmadığı gibi, bu konuda her hangi bir uluslar arası antlaşma altında imzası da yoktur. Bunu bilen ABD ve AB Türkiye’yi kendi taraf oldukları antlaşmaların altına imza atmak için zorlamaktadır.Hatta daha şimdiden bu iki akarsuyun   

BOP projesi ekseninde, ABD, Orta Doğu ve kuzey Afrika’da olmak üzere yirmi dört ülkeyi “askeri sorumluluk alanı” olarak ilan etmiştir.Aynı ABD daha sonra birinci körfez harekatından sonra bu politikasını genişletmeyi tercih ederek, GAP bölgesini de aynı kapsam içinde değerlendirmeye almıştır.

Bölgede durum, öyle sanıldığı gibi basit çatışmalardan ibaret olmadığı gibi, önümüzdeki yüzyılın politikalarını oluşturmak için BOP ve GOP projelerinin hayata geçirilmesinin provası ve altyapı çalışmalarıdır.ABD bunu yaparken, konunun aktörlerini de kendisi belirlemektedir.Bu noktadan bakıldığında Türkiye’ye  verilen görev; eskiden olduğu gibi basit bir taşeronluktur.IŞİD ve diğer İslami  örgütler bölgede terör estirirken sesi çıkmayan AKP iktidarı ABD harekete geçince  birden konuya adapte olarak ahkam kesmeye başlamıştır. 

Tekrar ülkemize dönersek;bölgeye barış getirmesi noktasında oldukça önemli olan “Barış Süreci” IŞİD saldırıları bahane edilerek bitirilmesi ve ülke çapında devrimci güçlere karşı genel bir saldırının başlatılması, AKP iktidarının öteden beri tasarladığı fakat uygun bir zemin bularak uygulamaya fırsat bulamadığı bir durumdu.Şimdi IŞİD Suruç’ta katlettiği otuz iki devrimci için hiçbir takibata uğramamış ancak asker öldürdükten sonra harekete geçilmiştir.Hazır harekete geçmişken,solcu-devrimci gençleri toptan tutuklayarak, milliyetçi kesimlere de mesaj vermemek olmazdı.

Vaktiyle IŞİD’li teröristlere “Öfkeli Gençler” diye övgüler dizen AKP, bir askerimizin öldürülmesi üzerine göstermelikte olsa IŞİD’e  karşı bir tutum içine girmesi, hükümetin bu örgüte bakışının değiştiği anlamına gelmemelidir.Ülke içinde binlerce IŞİD militanın üst düzeyde yardım alması,intihar bombacılarının eliyle konulmuş biçimde hemen bulunması ve diğer faktörler göz önüne alındığında hükümetin hala bu kanlı terör örgütüyle iş tuttuğunun kanıtıdır.

7 Haziran seçimlerinde önce ”Barış Süreci”ne  övgüler dizen AKP, seçim yenilgisinden sonra birden  “Çözüm” kavramından ürkmeye başlamıştır.Ülkeden ziyade, kendilerini ve ailelerini kurtarma derdinde olan hükümet, tıkanan koalisyon görüşmelerinin ardından yeni taktiklere başvurmaktadır.Hükümet, MHP’ye kaptırdığı milliyetçi oyların peşine düşmüştür.Sözde mecliste bir sonuç alınmamasının faturasını muhalefet partilerine çıkararak  yeniden seçimlere gitmek gibi bir planın içindedir.

AKP’nin yüreğinde birde HDP korkusu gezinmektedir.Kürt bölgelerinde bu partiye kaptırdığı oyları tekrar geri kazanması zordur, hatta imkansızdır.Sanıyorlar ki, bu oylar Kandil’e fırlatılan bombalarla geri gelecek.Ülkücüler, bu dolmayı belki yutar ancak her gün çocukları katledilen Kürtler asla yutmaz.

Oynadığınız milliyetçilik oyunu çıkmaz yoldur.Aynı oyunu yüzyılın başında İttihatçılar da oynamaya kalktı ve koca bir İmparatorluğu kaybettiler.

“Çözüm Süreci”nden sonra artık analar ağlamıyor, şehit cenazeleri gelmiyor diye övünüyordunuz.Sırf kendinizi kurtarmak adına ülkeyi yangın yerine çevirdiniz.Artık  şehit cenazeleri de gelmeye başladı.Gencecik insanlarımız sizin kör inatlarınız yüzünden toprağa düşmeye başladı.

Yaptığınız bu zulmün ne anlama geldiğini ancak Türk ve Kürt analarının gözyaşlarında boğulduğunuzda anlayabileceksiniz.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık