HASAN MESUT ÖNDER

Yenidünya düzeninde Türkiye’nin rolü


HASAN MESUT ÖNDER
23 Mart 2013 Cumartesi 13:27

Sanayileşmeyle beraber bütün toplumlar birbirine benzeyecek ve ideolojik gerekçelerle bu benzeşmeye kimse karşı çıkamayacaktır. 19 yüzyılda batılı emperyalist ülkeler sömürgeleştirdiği yerlerde devletleşmeye gitmeden, o bölgenin ekonomik ve birçok kaynağından istifade ediyordu. Bunu, yönetici elit kendi yaşam kültürünü ve kendi siyasi vizyonunu verdikten sonra, o siyasi elit üzerinden o ülkeyi veya bölgeyi yönetiyordu. Bu sisteme karşı dirençler oluşunca bu yönetimi ekonomik argümanlarla ve çok uluslu şirketler üzerinden o bölgeleri denetleme arayışı içine girmişlerdir.

       İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada kurulan düzen tamamıyla iki kutuplu düzen içerisinde geçmiştir, kapitalizm ve sosyalizmin dünyadaki hegemonya mücadelesine sahne olmuştur. İki kutuplu dünyanın çözülmesiyle beraber Batı dünyasının kazanmış olduğu üstünlük, Batı dünyasının bazı aydınlarını( Fukuyama) “tarihin sonu mu?” gibi düşüncelere sevk etmiştir ama tarihin sonu değil dağılan Sovyetlerin alanına girecek olan yayılmacı kapitalizmin kendini dönüştürerek yeniden dünya hegemonyası oluşturma arayışıdır.    Küreselleşmeyle beraber, tek kutuplu dünya imparatorluğu inşası başlamış durumdadır. Yenidünya düzeninde iki farklı aktör bulunmaktadır; birincisi, küresel kapitalizmin denetçisi merkez kapitalist formasyondaki ulus-devletler, ikincisi ise, bu sisteme eklemlenmek isteyen diğer ülkelerdir. Yenidünya düzeninin bütün oyuncuları bunlardır ve bu sistemde Türkiye bu merkez konumdaki ulus-devletlerle iyi ilişkiler geliştirmek zorundadır. Eğer Türkiye bu merkez konumdaki ülkelerle stratejik işbirliği geliştiremezse zayıflamış veya bölünmeye mahkûm bir ülke haline gelecektir. Terör sorunu, bu merkez konumda olan ülkelerin Türkiye’yi yönlendirmek veya cezalandırmak için kullanmış oldukları en büyük kozdur. Türkiye, bu bağlamda içindeki sorunları çözebilen ve dünya sistemiyle ters düşmeyen politikalar üretmelidir. Uluslar arası ilişkilerde çatışmayı engellemek entegrasyon ve güç dağılımını çok iyi uygulamak gerekmektedir. Türkiye gücünü Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya’dan alan ve bu sistem için çözüm üreten bölgesel güç olmaya aday ülkedir. Küresel ekonomik krizle beraber Türkiye bir arayış içine girmek zorunda kalmıştır ihracata dayalı büyüme stratejisi olan Türkiye, AB’deki ekonomik daralmayla beraber ekonomik krizden bir nebze olsun etkilenmiştir. Bu ekonomik darboğazdan çıkabilmek için Kuzey Afrika, Ortadoğu ve başka pazarlara açılmak zorunluluğu hissetmiştir. Türkiye, Ürdün, Suriye, Lübnan’ın katılımıyla toplanan 5. Türk-Arap Ekonomi Forumu, Türkiye’nin Ortadoğu’da ekonomik açılımlar yapması gerektiğini göstermektedir. Körfezden gelen sermaye akışıyla finanse edilecek böyle bir oluşum Türkiye’yi küresel bir aktör haline getirecektir. Arap dünyasının İstanbul merkezli finans piyasalarında kontrol edildiği ve üretim üssünün Türkiye olduğu bir dünya, Araplar içinde hayırlı olacaktır. Çünkü, tek zenginlikleri paradan ibaret olan Arap dünyasının doğal kaynaklarının önemini yitirdiği zaman önemleri azalacaktır. İşte o zaman geçmişte Osmanlı nasıl Arap dünyasına hamilik yaptıysa gelecekte bizde Türkiye olarak Arap dünyasına hamilik yapabiliriz 

       Dünyadaki değişim dinamiklerini çok iyi okumak gerekmektedir. ABD merkezli çıkan krizin küresel finans sisteminin batmasıyla sonuçlanan ekonomik krizde hangi güçlerin zayıfladığını çok iyi görmek gerekmektedir. AB, siyasi ve ekonomik olarak dağılma eşiğine gelmiştir. Küresel ekonomik sistem, finans odaklı olmayacak finansal ekonomiden reel ekonomiye dönüş başlayacaktır ve yeni ekonomik sistemde yeni kurumsallaşmış uluslar arası kurumlara ihtiyaç vardır. G20, bu yeni kurumsal yapılardan bir tanesidir. IMF, Dünya Bankası vb. gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan ekonomik kurumlar kendini revize etmelidir. Bankacılık sektöründe yapısal değişimler yapılmalıdır. KOBİ’lere bankalar kredi kolaylığı sağlamalıdır. KOBİ’lerin güçlenmesi, orta sınıflaşmaya yol açacaktır. Siyasi çoğulculuğa, örgütlenmeye ve değişim taleplerine yol açacaktır. Bu da köy merkezli toplumsal formdan sanayileşmiş değişim talepleri olan ve modernleşen bir toplum oluşturacaktır. Bu bağlamda finansal sistem, KOBİ’lere destek vermelidir. Kürt Sorunu’nu çözmüş ve ileri sanayi toplumu haline gelebilen bir Türkiye, süper güç haline gelecektir.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık