MEHMET C.PEKER

ZİFİRİ KARANLIKTAN ŞAFAK VAKTİNE


MEHMET C.PEKER
24 Temmuz 2016 Pazar 19:35

Değerli arkadaşlarım merhabalar,

Dokuz gündür tankların önüne yatan, kurşunlara göğsünü siper eden, ülkesinin geleceğini kendi geleceğinden daha değerli olduğunu hatırlayan “cesur” “özverili” yurttaşların duyarlılığı ve hareketliliği bugün taçlandı ve yüz binlerce yurttaş, bu akşam Taksim’den tekrar dedi ki;

LAİK, DEMOKRATİK, SOSYAL, HUKUK DEVLETİ ve ÖZGÜRLÜKLERİM benim için önemli.

Ben de diyorum ki; yaşananlar sonrasında bu toplu haykırış, içinde bulunduğumuz zifiri karanlığın sonuna yani yıllardır özlemle beklediğimiz şafak vaktine yaklaşıyor olduğumuzu gösteriyor olamaz mı?

Mesafenin ve sürenin boyutu “masum ve mağdur kimliğimizden sıyrılıp paylaşılmış umut ile” hep birlikte nasıl yürüdüğümüze bağlı, diye düşünüyorum.

”o şafak”a yolculuk hayalim şöyle;

-          genetik olarak edindiğimiz etnik ve dini kimliklerimiz yerine kendi düşündüklerimiz, ürettiklerimiz, biriktirdiklerimiz ile hayallerimizi oluşturuyor, ilişkilerimizi yönetiyoruz,

-          çevremize, doğaya dair kararlar alırken kendimizin veya kurumumuzun o günkü ihtiyaçları yerine torunlarımız da dahil olmak üzere gelecek kuşakların yaşam alanlarını koruma sorumluluklarımızı unutmuyoruz,

-          gözümüzün içine bakarak yalan(lar) söylendiğinde (söyleyen kim olursa olsun) kibarlık olsun veya bu yanlıştan benim de kişisel menfaatim olabilir diye düşünüp sessiz kalmıyoruz,

-          komşularımıza ziyaretlerimizi, onlar ile sohbetlerimizi, paylaşımlarımızı arttırıyoruz,

-          sokaklarımız ve meydanlarımız tanışma, buluşma ve ortaklaşma mekanları oluyor,

-          samimi, içten gülümseyen gözler “günaydın” “merhaba” “iyi günler” sözcüklerine eşlik ediyor,

-          çocuklarımızın iletişim aracı cep telefonu, öğrenme aracı bilgisayar veya tablet yerine birbirleri ile oyunlar oynayarak insani ilişkiler ve ilgili kuralları öğrenmelerine şahit olunuyor,

-          anneler günün yorgunluğuna rağmen sevgi dolu oluyor,

-          babalar akşam yemeklerinde aile sohbetleri aracılığı ile toplumsal dayanışmanın tohumlarını atıyor,

-          evlenmeye niyetlenen çiftler sevgi ve aşkın yanına saygıyı koyabilmeyi başarıyorlar,

-          çocuk sahibi olmaya niyetlenen eşler ve ebeveynler öncelikle çocuklarının ihtiyacı olan sosyal öğrenme ortamını nasıl sağlayabileceklerini değerlendiriyorlar,

-          öğretmenlerimiz öğrencilerinin yarınlarımız olduklarını hatırlayarak her türlü yaşamsal sıkıntılarından sıyrılıp kendilerini geliştiriyor ve gelişimi bir yaşam felsefesi olarak öğrencilerine aşılıyorlar,

-          öğrencilerimiz ezber ve biat kültürü yerine yaratıcı sorgulayıcı bir sistemi içselleştiriyorlar,

-          velilerimiz (ellerinden geldiğince) öğrencilerinin eğitim hayatları ile ilgileniyor, Okul Aile Birlikleri aracılığı ile okullardaki eğitim kalitesini sürekli denetliyor ve destek oluyorlar,

-          hatta 19 Eylül 2016 Pazartesi günü mahallelerdeki okullara giderek “ülkemizin geleceği bu okullardaki eğitimlere bağlı ve hepimiz sizleri önemsiyoruz” diye okuldaki herkese ilan ediyorlar,

-          siyasi partilerimiz “ideolojileri ne olursa olsun” katılımcılığı ve parti içi demokrasiyi öne çıkarıyorlar,

-          yerel yöneticilerimiz her şeyi bilmeleri ve çözmeleri gerektiği baskısından kendilerini kurtararak süreçleri daha şeffaf ve katılımcı bir şekilde yönetiyorlar,

-          muhtarlarımız mahalle veya köylerinde her ay düzenli toplantılar yaparak “komşulukları ve dayanışmayı” canlandırıp geliştiriyorlar,

-          kamu çalışanlarından başlayarak, ancak onlarla kısıtlı olmayarak, hepimiz tarafından “kamu yararı”nın anlam ve değeri anlaşılıyor ve gerekleri yapılıyor,

-          sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve demokratik kitle örgütleri ulusal ölçekteki paylaşım süreçlerinde kendi alanlarını ihmal etmemeye özen gösteriyor, nitelik ile yetinmeyip nicelik ile de buluşulmasına azami çaba sarf ediyor, kendi içlerindeki katılımcı yönetimleri ile ülke genelinde tüm kurum ve kuruluşlara rol model oluyorlar,

-          esnafımız eski günlerde olduğu gibi aile dayanışmasının birer parçası oluyorlar,

-          gazetecilerimiz tarafsız haber paylaşma cesareti gösteriyorlar,

-          medya gücünü siyasi partiler ve sermaye yerine toplumun aydınlanması  yararına kullanıyor,

-          seçmenler unutmuyor, tutarsızlıkları görmezlikten gelmiyor, iki kilo bulgur ve on kilo kömüre kanmıyor, istediklerini seslendirerek kendi bireysel menfaatleri yerine toplumsal yararların önemini düşünerek oy kullanıyor, süreçleri izliyor, denetliyor, hesap soruyor,

-          unuttuğumuz / unutturulan imece ve dayanışma geleneklerimizi hatırlıyoruz,

-          nasıl, ne kadar bedel ödediğimizi değil “neden” bedel ödediğimizi  ve hala “neleri” “neden” hayal ettiğimizi paylaşıyoruz,

-          laik demokratik, sosyal hukuk devleti savunucuları olarak armudun sapı üzümün çöpü demiyor “Hiçbirimiz Hepimiz Kadar Güçlü Değiliz“ sloganın gereklerini  hep birlikte yerine getiriyoruz (velhasıl) sözün özü;

 

-          BAŞKALARININ HAYALLERİ KADERİMİZ OLMAYACAK diyoruz..!!

 Şafak vaktine doğru yürürken, ben ne mi yapacağım, vatandaşlığa devam ederek;

-          Çayyolu Semt Meclisinde gönüllü olarak çalışacağım,

-          ODTÜ Mezunları Derneğindeki arkadaşlarım ile forumlar gerçekleştirmeye çalışacağız,

-          CHP Muhtarlık Bölgesi Çalışma Grubunda üye ve seçmen odaklı üretmeye çalışacağız,

-          Belli mi olur belki, Fındıklım ile ilgili 2012 de yaptığımız Çalıştayı tekrarlar, 2020 için isteklerimizi güncelleriz, bu kez somut hedefler de koyarız önümüze …

Ya siz?

Selam ve sevgilerimle,


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık